Machu Pichu

06.03.2018
1 görüntülenme
Machu Pichu

Peru gezimizin 3. Gününde sabah erkenden Machu Pichu için otelden ayrıldık ve günümüzü tamamen Kayıp Şehir Machu Pichu’ya ayırdık.

Sabah erkenden senelerdir aklımızda olan her gezginin listesindekiInca’ların Kayıp Şehri” “Machu Pichu” ya gitmek için yola çıktık. Ollaytaytambo ile Machu Pichu arasında bir tren bulunuyor. Zaten iki kasabanın da sadece birer istasyonu ve işleyen bu trenleri var. Tek tren ama 3 ayrı sınıf bilet bulunuyor. Üstü cam kaplı trenin adı “Vistadome” ve en pahalı tren bu. Tren ile 1,5 saatlik bir seyahatle Machu Pichu’ya en yakın kasaba olanAguas Calientes“e varıyorsunuz. Buradan 8 km’lik Machu Pichu Antik kenti yolunu yürüyerek gidebilir ya da otobüse binebilirsiniz. Biz çıkarken otobüsü inerken yürümeyi tercih ettik. İnişde zigzaglı iniş yolunu kestirmelerden inen basamakları kullanıyorsunuz. Ancak ilk kestirme otobüslerin kalktığı yerde onu kaçırmamalısınız. Basamakların yüksek ve dik oluşu inişi oldukça zorlu kılıyor. 1 saat 40 dakika süren iniş güzel bir hatıra oldu ama çok kolaydı diyemeyiz. Biz Ollantaytambo’da konakladık ve aynı gün içerisinde Machu Pichu’yu gezip döndük. Bu şekilde planlarsanız 06:15 gidiş ve 18:00 dönüş trenini kullanabilirsiniz. Aguas Calientes’de de konaklamak mümkün tabii ki ama tesislerin daha sınırlı ve pahalı olması nedeni ile biz Ollaytaytambo’yu tercih ettik. Kişisel fikrimiz 1 günlük Machu Pichu gezisinin yeterli olduğu; hatta 1-2 saat de kasabayı gezecek vaktiniz kalıyor.

Machu Pichu antik kentini mutlaka yerel bir rehberle gezmelisiniz. Aksi halde pek bir şey anlamaz sadece manzaranın tadını çıkarırsınız. Kenti gezmek için 3 saat civarı ortalama süre gerekli. Burada gezi akışımıza biraz ara vererek Machu Pichu ve Inca Medeniyeti hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz.

12.yüzyıl civarında Manco Capac tarafından kurulan Cusco Krallığı, 1438 yılına kadar bir krallık olarak varlığını sürdürmüş. 1438’den itibaren Pachacutec’in yönetiminde gitgide büyümüş ve And Dağları’nın kapladığı birçok bölgeyi de içine alarak İnka İmparatorluğu’na dönüşmüş. Peru, Ekvador ve Bolivya’nın yanı sıra Şili, Kolombiya ve Arjantin’in de birçok kesimini ele geçirerek Güney Amerika’daki egemenliğini arttıran imparatorluk, 16. yüzyılın başlamasıyla birlikte çöküş sürecine girmiş.

Pasaportlarımızdaki Machu Pichu damgaları

Pasaportlarımızdaki Machu Pichu damgaları

1532’de Fransico Pizarro yönetiminde Peru’ya gelen İspanyol güçleri, 1533’te iç savaştan ve çiçek hastalığı salgınının halkı zayıf düşürmesinden faydalanıp yönetimi ele geçirmişler. Zaman içerisinde gelişen tüm İnka başkaldırıları bastırılmış ve İnka medeniyeti yok olmuş. Machu Picchu bugüne kadar çok iyi korunarak gelmiş olan bir İnka antik şehri. 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçildi.

And Dağları’nın zirvesinde, 2.360 m yükseklikte, Urubamba Vadisi üzerinde kurulmuş olan machu Pichu Peru’nun Cusco şehrine 88 km mesafede. Şehir, İnka’lı bir hükümdar olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiş. İspanyol istilacılar 1532 yılında buraları işgal ederken şehir sık dağlar arasında kalmış ve istilacılar tarafından fark edilmemiş bu sayede de zarar görmemiş. Machu Picchu 200’den fazla, merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapıdan oluşuyor. Şehrin 3000 basamağı bugün hala gayet iyi durumda. İnka uygarlığındaki mimari özellikler, şehirde yer alan yapılar incelenerek saptanabiliyor. İçerisindeki iki yüzden fazla yapı, kuru taş yöntemi kullanarak inşa edilmiş. Bu duvar tekniğinde, taşlar arasına yapıştırıcı harç konulmuyor ki bu da İnkaların mimaride ulaştıkları parlak noktayı gözler önüne seriyor.

Kuruluş amacı ve anlamı bugüne kadar gelmiş olan bir tartışma konusu. Günümüze gelmeyi başarmış bilimsel kanıt içerikli çok fazla ipucu bulunmamasından, sadece tahminler yapılabilmekte. Bu yüzden o zamanlardaki adı bilinemeyen şehir, ismini bugün yakınlarda olan bir dağ zirvesinden alıyor. Şehrin tarım alanı olarak kullanılan teraslardan oluşan bölümleri, Eski Zirve (Quechua dilinde: Machu Picchu) denen dağın eteklerinde. Şehrin sonunda ise Genç Zirve (Quechua dilinde: Wayna Picchu) yükseliyor, tam karşınızda gördüğünüz yüksek dağ desek daha iyi. Buraya kısma çıkmak için önceden rezervasyon yapmalı biletinizi ona göre almalısınız çünkü günlük ziyaretçi 300 ile sınırlıdır. Biz çıkmadık ama çıkanlar çok dik iniş ve çıkışa sahip olduğunu, merdivenlerin tek kişinin geçeceği kadar dar ve tek tarafının da uçurum olduğunu ilettiler. Çıkma kararından önce 2 defa düşünseniz iyi olur yani. Özellikle yükseklik korkusuna kapılmanız muhtemel dendi bilginiz olsun.

Şehirde içinde 100’den fazla insan iskeletinin bulunduğu 50’nin üzerinde mezar bulunuyor (ilk başlarda bunların %80i kadın olduğu sanılmış, ama sonraki incelemelerde eşit dağılım olduğu tespit edilmiş). Bu keşfe istinaden şehrin İnkalar’ın yetiştirme ve disiplin yeri olduğu teorisi geliştirilmiş. Ancak zamanımızda bu teori geçerliliğini yitirmiş durumda. Daha çok bugün kabul gören teori, şehrin 700’den fazla İnka asil ve din adamına ev sahipliği yapmış olduğudur.

Buranın Güneş Tanrısı İnti’ye daha yakın olabilmek için, ya da tanrılar ve seçkin insanlar için inşa edildiği kabul ediliyor. İşgalci İspanyollar bir efsane olarak duydukları bu büyülü şehri bulmak için çok uğraşırlar ama başarılı olamamışlar. 50 yılda binlerce işçi tarafından inşa edilen bu kentte güneşin çocukları sadece yüz yıl kadar yaşarmışlar.

Son seçkin İnkalı’nın da ölümüyle şehir hala tam olarak bilinmeyen bir nedenle büyük bir sessizliğe gömülmüş. Yıllar, yüzyıllar birbirini kovalarken, bu arada saklı kentin üzeri, And Dağları’nın zirvelerinde yavaş ama sabırla gelişen orman tarafından sessizce örtülmüş. İnsanlık tarihinin gizemli medeniyetlerinden biri olan İnkaların en görkemli şehrinin bu sessiz bekleyişi tıpkı Mısır’ın gizemli piramitleri, Kamboçya’nın efsane Angkor’u, Java’ın ünlü Borabodur’u, Ege’nin Efes Antik Kenti, Batı Anadolu’nun Truvası gibi yüzyıllar süren bir yeraltı uykusuna yatmış. Ta ki 1911 yılında bölgeye gelen Amerikalı tarihçi Profesör Hiram Bingham’a kadar. Profesör Bingham, İnkaların İspanyollara karşı son savaşlarını verdikleri Vilcabamba kentini ararken Machu Picchu’yu tesadüfen bulmuş. Hem de 9 yaşındaki küçücük bir çocuğun yardımıyla.

Bingham; dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden birini gerçekleştirdiğini hemen fark etmiş. Ancak yaklaşık 500 yıllık bitki örtüsünü temizleyecek ne malzemeye ne de adama sahip olmadığı için çevrenin fotoğraflarını çekip ABD’ye geri dönmüş ve ertesi yıl tam teçhizat ve çok sayıda işçiyle gelerek arkeoloji tarihte yeni bir sayfa açmayı başarmış ve tüm dünyaya İnkaları tanıtmış. Machu Pichu 1983’te UNESCO tarafından “Dünya Mirası” kapsamına alınmış ve çevre düzenlemesi yapılarak ziyarete açılmış.

İnsanların birçoğu henüz gitmemiş olsa da fotoğraflardan ya da belgesellerden aşina olduğu Andların yüksek kesimlerindeki efsane kent Machu Picchu’ya bir lamanın yüküyle ancak sığabileceği şekilde yapılmış giriş kapısı İnti Punktu’dan (Güneş Kapısı) giriliyor. Etrafı büyük taş bloklu sularla çevrili ve her birinin önünde kendi bahçesi bulunan yüze yakın saray ve tapınak kalıntıları bulunuyor. Yapıların büyük bir bölümü tek tarafı açık, gökyüzüne doğru giderek daralan büyük taş bloklardan oluşuyor. Şimdilerde hepsinin çatısı açık olsa da eskiden göğe yükselen bu sivri çatıların bitkilerle kapatıldığı söyleniyor. Kral Pachacuti’nin yaptırdığı bu efsane kentte hanedan ailesi ile onun yakınları ile hizmetkarlarından oluşan bin kişiye yakın bir nüfusu barındırdığı söyleniyor. Hiçbir teknik kullanmadan sadece kas gücüyle bu kadar çetin ve ücra bir arazide böylesi bir saltanat malikanesi inşa etmenin olağanüstü bir ustalık gerektirdiği ilk bakışta anlaşılıyor.

Antik kenti çevreleyen surların dışındaki eğimli araziler saray çalışanları tarafından taş duvarlar örülerek teraslara dönüştürülmüş. Bu teraslarda küçük tarlalar oluşturularak kentin gıda ihtiyacını karşılamak amacıyla patates, mısır ve çeşitli şifalı bitkiler yetiştirilmiş. Bu terasların hiçbirinde en ufak bir bozulma olmamış, hepsi hala kullanıma hazır bir şekilde sapa sağlam duruyor. Dağ başındaki bu kentin su ihtiyacını karşılamak için oyma taşlarla yapılmış su kanallarıyla daha yüksekteki dağlardan su getirmeyi başarmışlar. İnkaların burayı daha çok bir ibadet yeri olarak kullandığı düşüncesi hakim. Güneşe taptıkları için yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklinde altından yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar ve önemli tarihleri kutlamayı ihmal etmemişler. Güneşin yıllık döngüsünü inceleyip, en büyük törenlerini yaz gündönümü olan Haziran ayında büyük şenliklerle kutladıkları tespit edilmiş.

Kutsal kent Machu Picchu için öne sürülen en önemli teorilerden biride buranın Güneşin Bakireleri için inşa edildiği. İnkalar için kutsal olan Azize, bakire Morena anısına bu tapınaklarda da “Güneşin Bakireleri” adında kızlar bulunurmuş. Saraylarda, İnka hükümdarlığı altındaki dört bölgeden getirilen kızların kaldığı güzel döşenmiş birçok oda varmış. Güneş Tanrısının hizmetine seçilen bu güzel kızların bakireliklerinin bozulmaması için çok sıkı korunan bir yerde hep beraber yaşarlarmış. Sadece iki kişi birlikte dışarı çıkabilirlermiş ve genellikle bekçiler tarafından takip edilirlermiş.

Bu kızlar, kurban törenleri sırasında mayalanmış mısır içkisi chicha’yı hazırlar ve kumaş dokurlarmış. Bunlar yeni bir imparatorun başa geçmesi, İnka’da salgın bir hastalığın olması, deprem gibi önemli olaylarda tanrılara kurban edilirmiş. Sadece kızlar değil çocuklar ve savaş esirleri de bozulan evrensel düzenin yeniden kurulması için kurban edilirlermiş.

1912 ve 1913 yıllarında Bingham, şehri ortaya çıkardıktan sonra, 1915’de Machu Picchu araştırmalarıyla ile ilgili bir kitap yayınlamış ve National Geographic Society’nin Nisan 1913 sayısını Machu Picchu şehrine ithaf etmesiyle meşhur olmuş.

Şehrin aslında 2 yıl öncesinden keşfedildiği, ama şehrin altınlarının ABD’ye götürülmesi için Bingham’ın zaman kazanmak istediği iddia edilmekte. Diğer bir yerlilerin iddiası ise, köylülerin çoktan 1901 yılında şehri keşfetmiş olduğu ve Bingham’ın keşfinin tesadüf olmadığıdır. Bu fikir çok daha mantıklı geliyor bize.

Machu Picchu Güney Amerika’nın en çok turist çeken yerlerinden birisi. Her gün günlük 2000 kişi ziyaret ediyor ve UNESCO harabelerin zarar görmemesi için bu sayının en fazla 800 olmasını talep etmekte. İnka şehrinin çok zor geçit veren bir bölgede olması ve oraya giden bir yolun olmaması yüzünden, Cusco şehrinden Machu Picchu dağının eteklerinde bulunan Aguas Calientes köyüne (ki harabelere en rahat bu köyden ulaşmak mümkün) bir raylı sistem hattı inşa edilmiş. Bu köyden sonra 8 km lik bir otobüs yolculuğu yapılmakla beraber bu mesafe yaya olarak da kat edilebiliyor. Zira küçük basamaklı patika yollar buraya açılıyor. Patikanın sonunda, Machu Picchu’nun hemen giriş alanında “Sanctuary Lodge“ oteli bulunuyor ki bu otel de raylı sistem gibi ingiliz oteller zinciri “Orient Express“ ‘e ait. Machu Picchu’ya otantik yoldan ulaşmak isteyenler, birkaç günlük yürüyüş programlı, Urubamba Nehri’nin birkaç yüksek geçidi üzerinden, İnka yolu’nu (Camino inca) kullanarak ulaşmakta.

Sürekli büyüyen turizm çevre konusunda çok büyük yük olmakta. UNESCO, yapılması planlanan Aguas Calientes’den Machu Picchu’ ya bir teleferik hattı konusunda sert bir muhalefet yapmaktadır. Bu hattın tamamlanması turizmin daha da artması anlamına geldiği gibi toprak kayması tehlikesinin yükselmesini de beraberinde getirecektir. 10 Nisan 2004’te meydana gelen bir toprak kayması on bir kişinin yaşamına mal olmuş, raylı sistemi de kısmen aksatmıştır. 14 Ekim 2005 ‘teki başka bir toprak kayması raylı hattın 400 metrelik kısmını toprak altında bırakmıştır.

Machu Picchu’ya ulaşmanın en kolay yolu, Cusco şehri alternatiflerinden birini seçmek. Cusco’dan Machu Picchu’ya tren veya otobüsle gidebilirsiniz. Bu eşsiz coğrafyanın tadını çıkarmak için ise yürüyüş alternatifiniz bulunuyor. Cusco’dan Aguas Calientes kasabasına otobüs veya trenle, buradan ise yürüyerek tepedeki şehir kalıntılarına ulaşabilirsiniz. 8 km’lik bu yol, bir zamanlar İnkalar tarafından kullanılıyormuş.

Machu Pichu da Görülmesi gerekenler noktalar

 

Intihuatana Taşı

Intiwatana, 4 ana noktaya göre ayarlanmış kaya sütunlarından oluşur. Inca’lar sütunların açılarını gündönümlerini tahmin etmek için kullanmaktalarmış. Güneş, tarım ve tüm toplumun refahı için kritik bir öneme sahiptir. En üstün doğal tanrı olarak kabul edilir. Kış gündönümü 21 haziranda başlar ve yüksek rahip Intiwatana’ya altın bir disk asarmış. Bu diskin sembolik olarak bir sonraki döngüde güneşi yakalayıp tekrar dünyaya getireceğine inanılırmış. Burası İspanyol fatihler tarafından zarar görmemiş tek dini yapıdır. Birçok insan Machu Picchu’nun dünyadaki manyetik odaklardan biri olduğuna inanır ve metafizik bir gücü olduğu söylenir.

 

Royal Tomb

Bu mağara benzeri bölge ayinsel nişleri, Güneş Tapınağı’na bitişik duvara kazınmış bir haç içermekte. Haç bir seri merdivene benzemekte ve bu merdivenler İnca dünyasındaki üç seviyeyi sembolize etmekte. İlk basamak yılanla temsil edilir ve diğer dünyayı ya da ölümü simgeler. İkinci basamak insan hayatını simgeler ve jaguar figure ile temsil edilir. En yüksek basamak tanrıların ruhsal yönünü temsil eder ve bir akbaba ile sembolize edilir.

Sacred Plaza

Sacred plazayı çevreleyen binalar şehrin en önemli binalarıdır. Principal Temple, geniş parlatılmış ve birbirine kusursuzca oturan taş bloklarıyla Inca taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Incalar duvarlarını ayakta ve bir arada tutmak için inşa sırasında harç kullanmazlar; kullanılan taşların özel kesimlerle bir araya getirilerek geometrik olarak birleştirilmesinden oluşur. Yüzyıllar boyunca yaşanan doğal afetlere herhangi bir zarar görmeden dayanıklılık göstermiştir.

 

Funerary Rock Hut

Machu Picchu’daki en fotojenik yerlerinden biri Funerary Rock Hut’tır. Buranın soyluların mumyalanmasında kullanıldığına inanılmakta. Günün sonunda Funerary Rock Hut’ın yan tarafındaki teraslardan küçük lama ya da alpaca sürüleri Machu Picchu’ya girer. Buradan Inca Trail’in başlangıcı da görülmektedir. İyi şekillendirilmiş bir yol Cusco ve Machu Picchu’yu birbirine bağlar. Funerary Rock Hut’a ulaşmak için yorucu uzun ve dik taş merdivenler aşılmalıdır ancak sonuç gösterilen çabaya değer. Birçok kişi bu cetin ve zorlu yolu sonundaki unutulmayacak kadar güzel manzara için kat etmektedir. Bu merdivenlerden geri inerek Inka krallarının mumyalandığı Royal Tomb’un içine girilir.

Royal Tomb

Royal Tomb’un içi bir çok mumya kazısını yapıldığı bölgedir. 100’den fazla iskelet burada ortaya çıkartılmıştır, cesetlerin % 80’i kadındır. Bu gerçek birçok tarihçiyi; bölgede ilk olarak yüksek rahipler ve seçilmiş kadınların ikamet ettiği tahmine sürüklemiştir. Machu Picchu’nun kurulmasının temel nedeni henüz açığa çıkartılamamıştır.

Royal Tomb’un solunda tekbir su kemeri sistemi ile birbirine bağlı 16 ayin küveti bulunmaktadır. Sol taraftan devam edildiğinde bir taşocağından geçilerek Sacred Plaza’ya ulaşılır.

 

Sacred Rock

Central Plaza’nın karşısı ve Machu Pichu’nun uzak ucu Sacred Rock diye bilinir. Secred Rock; her Inca koyunde bulunan bir objedir. Bir köy inşa edilmeden önce bölgeye kutsal bir obje ithaf edilir. Machu Pichu’daki Secred Stone Huayna Picchu’da bulunmaktadır. Huayna Picchu bulunduğunuz yerden bir saat boyunca yürünerek ulaşılan harika bir vadi manzarasına sahip bir bölgedir. Yürüyüşe katılanlar bekçi kulubesine kayıt yaptırarak Huayna Picchu’ya yürüdüklerini kaıtlayabilirler. Machu Picchu’yu 1 gün ziyaret etmek bölgenin yeterince ncelenmesine yetmeyecektir. Bölgenin güzelliğini tam olarak inceleyebilmek için birkaç gün ayrılmalıdır. Birçok ziyaretçi gezilerini unutulmaz bir manzarayla tamamlamak için Huayna Picchu yürüyüşünü on aktivite olarak gerçekleştirmektedirler.

Central Plaza

Machu Picchu’daki Central Plaza tavansız taş yapılar ve dik teraslarla çevrelenmiş Huayna Picchu manzarasına sahip bir yapıdır. Plaza Inca taş binalarının ortasında yeşil bir ada seklindedir. Ziyaretçiler zaman zaman etrafta gezen ve otlanan lamalara rastlayabilmektedirler. Central Plaza; Sacred Plaza ve Intiwatana’yı kompleksin konut kısmından ayırmaktadır.

Sacred Plaza içindeki Three Windows Tapınağı engin bir yeşillik manzarasına sahiptir, Sacred Plaza’nın arka tarafında ise Central Plaza’ya inen merdivenler bulunmaktadır. Central Plaza’nın alt tarafı Hapishane Grubu adını alır. Hapishane Grubu yeraltı ve üstü boyunca uzanan hücreler, geçitler ve nişlerden oluşan bir labirenttir. Grubun en ilgi çekici yeri akbaba şekli verilmiş ve kuşun arkasında bir kapıyla küçük bir yeraltı hücresine açılan Condor Tapınağıdır.

Condor Tapınağı

Machu Picchu’daki Condor Tapınağı Inca taş işçiliğinin nefse kesici örneklerindendir. Milyonlarca yıl önce şekillenmeye başlayan doğal bir kaya, Incalar tarafından uçmakta olan bir akbabanın kanatlarını şeklinde şekillendirilmiştir.

Tapınağın tabanı akbabanın başı ve boyun tüyleri şeklinde kazınmış ve üç boyutlu bir kuş şekli ortaya çıkmıştır. Tarihçilere göre akbabanın başı kurban sunağı olarak kullanılmıştır. Tapınağın altındaki küçük mağarada bir mumya bulunmaktadır. Tapınağın hemen arkasında tam bir hapishane kompleksi bulunmaktadır. Hapishane insan boyutunda nişler ve yeraltı zindan labirentleri içerir. Tarihi belgelere göre; benzer Inca hapishanelerinde sanıkların insan boyutundaki nişlere zincirlendikleri ve 3 gün boyunca kaderlerinin belirlenmesi beklenmektedir. İnsanlar o dönemde tembellik, zina ya da hırsızlık gibi suçlardan hüküm giyip ölüme terk edilebilirlerdi.

Machu Pichu gezisi sonrası dönüşümüz tabii ki yine Ollaytaytambo tren garına oldu. Burada bekleyen acentemizin aracı ile Cuzco’ya otelimiz “Casa Andina Private Collectiona” a geçtik. Akşam yemeği için Cuzco’nun merkezi diyebileceğimiz Plaza de Armas’a gittik ve akşam yemeğimizi Peru mutfağının güzel örneklerinden seçip tekrar otele geçtik.

Peru’da hakkındaki; Lima, Amazon-Puerto Maldonado, Arequipa, Ballestas Adaları, Cuzco, Ica, Inti Raymi Festivali, Puno-Titicaca Gölü, Nazca Çizgileri, Pisac-Moray-Ollantaytambo, yazılarımızı da okuyun

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN