Edinburgh

01.09.2018
259 görüntülenme
Edinburgh

Bu gezimizde Büyük Britanya’yı oluşturan ülkelerden İskoçya ve Galler’i göreceğiz. Büyük Britanya, Birleşik Krallık, İrlanda Adaları, İngiliz Adaları ve benzeri tanımlar ne anlama geliyor ve hangisi hangi ülkeyi içeriyor siz de karıştırıyorsanız ilgili yazımız için tıklayın.

Birçoğumuzun aklında erkeklerin giydiği ekose desenli etek ve gaydası ile kalan İskoçya’nın en önemli şehri Edinburg. Genellikle yağmurlu, serin ama çok az karlar altında kalan, insanının sıcak kanlı ve yardım sever olduğu, her köşesi estetik ve tarih dolu bir kent Edinburgh. Telefonu icat eden Alexander Graham Bell, penisilini bulan Alexander Fleming ve SherlockHolmes karakterinin yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle de dahil Dünyaya damgasını vuran bazı kişiler bu şehirde yaşamışlar.

Nasıl Gidilir

Edinburgh’a direkt gitmenin en kolay yolu THY’nin direkt uçuşları. Dünyanın birçok şehrinden de Edinburg’a direkt uçuşlar ya da trenler bulabilirsiniz. Bizim gezimiz Edinburgh’a direkt İstanbul’dan ulaşmak, daha sonra araç kiralayarak önce İskoçya’nın Highlands kısmına çıkmak sonra yavaş yavaş Galler’e inmek oradan da Gatwick Londra’da aracı bırakarak ülkemize dönmek şeklindeydi.

Büyük Britanya’ya yapılan THY uçuşların da tüm standart güvenlik önlemlerine ilave olarak uçağa alınmadan önce kapıda bir güvenlik taraması ve bilgisayara kayıt yapılıyor .

Royal Mile

Royal Mile

Ulaşım

Edinburgh Havalimanı şehrin 8 km dışında yer alıyor. Tam merkez ise yaklaşık 12 km uzaklıkta kalıyor. Havalimanına indiğinizde şehre ulaşmak için alternatifler şu şekilde:

Airlink 100

Airlink 100 adı verilen otobüs servisi her 10 dakikada bir kalkıyor ve ücreti 4,5 pound. Yolculuk yaklaşık 25 dk sürüyor. Bileti şoförden, otobüs durağından ya da Havalimanı Information Bürosundan alabilirsiniz ama en kolayı otobüs durağındaki bilet gişesi. İneceğiniz duraklar otobüsün içerisindeki ekranlardan takip edilebiliyor. Bu otobüsler Lothian şirketine ait ama burada aldığınız bilet sadece bu hat için bir defa geçerli şehir içinde kullanılamıyor.

Airlink 100 durakları için tıklayın.

Tramvay

Eğer oteliniz New Town tarafında ise tramvay ile de havalimanından New Town’a gidebilirsiniz. Tramvay hattının durakları turistler için çok faydalı yerlerde bulunmadığı için bir turist olarak
tramvay ağı pek işinize yaramıyor.

Tramvay tek yön biletinin 6 pound, Airlink otobüs biletinin 5,5 pound olduğu düşünülürse yaklaşık 20 pound verip taksi ile şehir merkezine gitmek daha kolay gelebilir size. Bizim otelimiz Airlink’in Murrayfield durağının tam karşısında olduğu için otobüsü tercih ettik.

Şehir İçi Ulaşım

Edinburgh içerisinde gezerken eğer oteliniz merkezi bir yerdeyse pek toplu taşım araçlarına ihtiyacınız olmaz çünkü Edinburgh tarihi merkezi derli toplu ve büyük olmayan bir alanda yer alıyor. Ancak merkezde otel de o kadar kolay değil çünkü merkezdeki oteller oldukça pahalı. Bu nedenle biz gün içerisinde gezerken toplu taşıma ihtiyaç duymadık her yere yürüdük ama sabah merkeze gelirken ve dönerken otobüse bindik. Gerçi bu yol da 10 dk sürüyordu ama yine de gereksiz yorulmamak lazım. Bu nedenle ihtiyaç duyarsanız 24 saat hizmet veren otobüs ağı ve 15 durağı olan bir tramvay ağı var.

Şehir için otobüsler Edinburgh’da özel şirketlere ait; Lothian ve First. Lothian daha yaygın olan şirket. Tek yön bileti mesafe uzaklığına bakılmaksızın 1,70 pound. Lothian’ın tam gün geçerli bileti 4 pound ve bu bilet tramvayda da geçerli. Bileti günlük ya da tek kullanımlık fark etmez otobüs şoföründen alabilirsiniz ama tam para vermeniz gerekiyor çünkü para üstü verilmiyor. Şoför paraya zaten elini değmiyor. Kumbara gibi bir kutu var oraya atıyorsunuz. Şoför kutunun cam olan kısmından parayı görüyor ve bileti basıyor. Bilete de elini değmiyor kağıt bir fişe benzeyen bileti aletten kendiniz alıyorsunuz. Eğer günlük bilet aldıysanız diğer binişlerinizde göstermeniz gerekiyor. Manyetik okutma vs bu bilet tipi için yok. Günlük biletiniz 24 saat değil o gün saat 24:00’e kadar geçerli yani gece yarısından sonra yeni bilet almanız gerekiyor. Gece yarısından sonra 1,7 pound olan bilet ücreti 3 pound oluyor. Bu arada pazar günü ve gece yarısından sonra sefer sayılarının oldukça azaldığını belirtmek gerekir. Otobüs içerisinde yaşlılar, pusetliler ve engelliler için ayrılmış yerle var buralara oturmamaya ya da oturursanız yer vermeye hazır olun.

Daha önce yazdığımız gibi havalimanı-şehir merkezi için Lothian’ın Airlink 100 otobüslerini kullanmanız gerekiyor.

Nereler Gezilir

Edinburgh ana olarak Old Town ve New Town bölgelerinden oluşuyor ki iki bölge de 1995 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Burada UNESCO tarafından Tarihi Mirası sınıfında kabul edilen 4.500’den fazla bina bulunuyor. Tüm Büyük Britanya için böyle büyük bir tarihi yapı sıklığı başka yerde bulunmuyor.

Edinburgh Kalesi

Edinburgh Kalesi

Şehre ulaşıp şehre ilk bakışınızda yüksek bir konumda yer alan Kale ve onun devamındaki binaları göreceksiniz; burası Old Town. Bu yüksek Kale Edinburgh Kalesi. Eteklerinde vadi şeklinde yeşil bir alan göreceksiniz ki burası da Princess Street Garden. Vadinin diğer tarafında yine bir yerleşim yeri göreceksiniz burası da New Town.

Anlaşılacağı gibi Edinburgh düz bir şehir değil zaten İstanbul gibi bu şehir de 7 tepeli Şehir diye geçiyor. Biraz bunun biraz da havasının etkisi ile bu şehirde diğer Avrupa kentlerinin tersine hiç bisiklet kullanımı da bisiklet yolu da yok şehirde.

Old Town’un ana yapısı olan Edinburgh Kalesi Castle Rock adı verilen eski bir volkan kalıntısı üzerinde kurulu. Royal Mile yani Edinburgh’un ana caddesi buradan başlıyor ve diğer tepe olan Arthur’s Seat’a kadar uzanıyor. Royal Mile, Kale’den başlayıp aşağıya doğru yokuş aşağı inen bir cadde. Edinburgh’un en canlı, en kalabalık caddesi burası. Çok uzun bir cadde olmamasına rağmen çok görülebilecek yer olduğu için gezmek vakit alıyor.

Yokuş yukarı çıkmanın da biraz daha zorlu olduğunu unutmayın dönüşte. Royal Mile’ı gezerken sağlı-sollu Royal Mile’ı kesen sonu wynd ve close ile biten sokaklar göreceksiniz. Wynd’ler Orta Çağ’da halkın kullanımına açık genellikle sonunda bir bahçe yada göl olan kıvrımlı sokaklarmış. Close’lar ise Orta Çağda sonunda bir özel mülkün olduğu sokaklarmış. Bu yüzden bu sokaklar genellikle bir özel isimle başlıyor; St.George Close gibi, yani bu sokağın sonunda St.George’un özel mülkü var.

Holyrood Parkı ve Holyrood Sarayı da Royal Mile’ın sonuna denk geliyor. Holyrood Sarayı halen Kraliyet ailesinin şehre geldiğinde konakladığı yer. Saray’da hemen yanındaki Queen’s Gallery de ücretli gezilebiliyor. Yaklaşık 23 pound’a kombine bilet alabiliyorsunuz.

Dönelim Kale’ye; 11.yy yapımı olan Edinburgh Kalesi’ne çıktığınızda şehrin yukarıdan etkileyici bir manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Kale diyoruz ama burası bir Kale’den çok fazlası; içerisinde müzeden hapishaneye kadar görülecek çok fazla nokta var. Biz burada yaklaşık 5 saat geçirdik ama bir tam gün de rahatlıkla geçirilebilir. Bilet ücreti 18,5 pound ama bu yüksek rakama rağmen mutlaka burayı görmelisiniz. Özetle burası Edinburgh için “olmazsa olmaz”.

Kale’de her gün saat 13:00’de One O Clock Gun adı verilen topla bir el top atışı yapılıyor. Bu sırada büyük bir kalabalık toplanarak bu atışı izlemeye çalışıyor. İyi bir yer bulup izlemek oldukça zor ama şansınızı deneyin yine de.

Kale’nin girişinde metal büyük tribünler göreceksiniz. Bu tribünler her yıl ağustos ayında yaklaşık 10 gün süre ile yapılan Edinburgh Royal Tattoo adı verilen gösterileri izlemek için. Gösterilerin biletleri çok önceden tükendiği için bu gösteriyi izlemek istiyorsanız gezinizi bu tarihlere denk getirmeli ve biletinizi önceden almalısınız.

Konusu açılmışken hem bu gösteriyi izlemek için hem de Fringe Festival adı verilen ve yine her yıl ağustos ayında yapılan festivalde burada bulunmak için ağustos ayını seçmelisiniz Edinburgh geziniz için. Edinburgh havasının soğukluğu, rüzgarı ve yağışı dikkate alındığında da en iyi ay yine ağustos. En iyi ay ağustos dediysek de günlük güneşlik bir hava beklemeyin. Ağustos ayı ortalamasın da en yüksek sıcaklıklar 14-18 derece civarında. Buna ilaveten 30 günlük süredeki yağmurlu gün ortalaması 21 gün ağustos ayı için Edinburgh’da.

Yeri gelmişken Fringe Festivali hakkında da bilgi verelim. Edinburgh oldukça fazla turist ağarlayan her daim kalabalık turist yoğunluğunun olduğu bir şehir. Fringe Festivalinde ise bu tavana vuruyor. Her köşede farklı bir aktivasyon oluyor. Fringe Festivalinin güzel bir özelliği de bu zaten; Festivalin belli bir merkezi yok, tüm şehre dağılmış durumda. Festival aktivasyonu olan yerlerin dışında numarası ile aktivasyon alanı olduğu belirtiliyor; Fringe Venue 342 gibi mesela. Bir tavsiyemiz de geziyi Fringe Festivali’ne denk getirmeniz.

Şehre dönelim tekrar, Old Town ile New Town arasında yer alan Princes Street Garden’ın olduğu bölgede eskiden Nor Loch adı verilen bir göl varmış. Evlerin tuvaletleri olmadığı için pencerelerden dökülen tuvalet ve pis sular bu göle gidiyormuş. Pislik bu boyutlarda olunca çıkan veba salgınında 90.000 kişi ölmüş Edinburgh’da.

Kale’den çıkıp Royal Mile’dan aşağıya doğru yürümeye başladığınızda Kale’nin altında Witches Well adında 15.-16.yy’da Cadı oldukları için yakılan kişilerin anısına yapılan anıt bulunuyor. Royal Mile’ın başlarında İskoç Viskisi tadımı yapabileceğiniz ve detaylı bilgi alabileceğiniz The Scotch Whiskey Experience bulunuyor. Burada farklı Viski tadımları yapabileceğiniz paketler bulunuyor. Bunlardan birine katılarak hem değişik tadımlar yapabilir hem de İskoç viskisi hakkında detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. Ancak gerek tadım paketleri gerekse viskiler hiç ucuz değil. İsterseniz satış mağazasına paket satın almadan girip viski ve ürünlerini satın alabiliyorsunuz.

Castle Rock

Castle Rock

Royal Mile’ın paralel, olan cadde Cowgate ise İrlanda’lıların mahallesi. Ünlü Trainspotting filminin de bir kaç sahnesinin geçtiği bu semt ilginizi çekecektir. İrlanda’lıların alkole düşkünlüğü meşhur olduğu için buradaki publar daha da popüler.

Greyfriars Bobby

Greyfriars Bobby

Bu bölgede Greyfriars Bobby isimli bir küçük köpek heykeli var, Greyfriars Bobby (1855-1872 Edinburgh İskoçya), Skye Teriyer cinsi köpek. Ölen sahibi John Gray’i, iki yaşından 16 yaşında kendi ölümüne kadar mezarı başında beklemesiyle ünlenmiş. Karşılıksız sevgi ve sonsuz sadakatiyle Edinburgh şehrinin simgesi haline gelmiş. Ölümünün ertesi yılında, Burdett-Coutts Baronesi Angela Burdett-Coutts IV. George köprüsünün güney çıkışına, Bobby’nin anısını yaşatmak için bir heykel ve çeşme yaptırmış. Biz de tam bir köpek sever olarak selfimizi çektik tabii ki.

Elephant House

Elephant House

Bu bölgedeyken görmeniz gereken bir nokta da Victoria Street üzerindeki Elephant House. Harry Potter sevenler için mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer. J.K. Rowling parasız dönemlerinde Harry Potter’ı bu kafede yazmaya başlamış, hatta fikri ilk bir peçeteye yazmış. Harry Potter ile yolumuz Oxford gezimizde de çakışmıştı. Oxford’da da filmin çekildiği bazı mekanları görmüştük.

Royal Mile üzerinde St.Giles Katedrali, City Chambers ve Mahkeme gibi önemli yapılar da bulunuyor. Festival nedeniyle şehir hayatı o kadar renkliydi ki biz buraları oldukça hızlı bir şekilde geçtik.

Royal Mile zerinde olmamakla birlikte Grasmarket ve Greyfriars Kirkyard bu caddeye yakın diğer önemli yapılar.

Bu arada Edinburgh’da yeni bir akım ile karşılaştık; Silent Disco. Şehir gezisi yaptıran Guru Dudu’s adlı firma geziyi gruba dağıttığı kulaklıklarla yapıyor. Yüksek sesle müzik dinleniyor dans ediliyor ve şehir geziliyor. Onlar müziği dinliyor ama siz dışardan birşey duymuyorsunuz. Çok eğlenceli ve deşarj edici görünüyordu😀


Gelelim New Town’a; adından da anlaşıldığı gibi şehrin yeni kısmı ama tarihsel kısmın yeni kısmı. Burası Old Town’un yetmemesi üzerine 18.yy’da kurulmuş olan kısım yani burası da şehrin tarihsel kısmına ait. Bu kısmın merkezi de yaya bölgesi olan Princess Street denilebilir. Princess Street üzerinden Kale manzarası da ayrı güzel. Eğer hava güzelse mutlaka Princes Street ile Royal Mile arasında kalan Princes Street Garden’a uğramalısınız. Eğer biraz merdiven çıkmayı göze alırsanız Calton Hill’e tırmanmalısınız.

Scott Monument

Scott Monument

Taş bir kule olan Princess Street üzerindeki Scott Monument yani Scott Anıtı uzaktan bir kiliseyi andırıyor. Havana’daki Jose Marti Anıtından sonraki Dünyadaki en büyük anıt olma özelliğini taşıyan anıt 61 m uzunluğunda. Yazar, oyun yazarı, şair, tarihçi Sir Walter Scott anısına ölümünden sonra bir yarışma düzenlenerek yapılmış. Anıtın içerisinde yer alan Walter Scott’un ve köpeğinin heykeli de anıt gibi John Steell imzası taşıyor.

Floral Clock Flower Clock adından da anlaşılacağı gibi bitkilerden (ağırlıklı olarak sukulentler) yapılmış eğimli bir zemine yapılmış bir saat. Buraya ilk saat 1903’de yerleştirilmiş. Saat her çiçeklerden yapıldığı için her sene yenilenmesi gerekiyor. Çiçeklerle yapılan düzenlemede zaten bulunduğunuz yılı da görüyorsunuz zaten. İlk başta çok önemsemesek de yanına gittiğimizde detayları ve çalışmasının izlenebiliyor olması ile bizi etkiledi. Bizim orada olduğumuz yıl özel birlik olan Poppy Pledge’a adanmıştı saat.

İskoçya ulusal Galerisi (National Gallery of Scotland) İskoçya’nın Louvre’u yani en önemli müzesi. Biz girmedik ama vaktiniz olursa girin çünkü ücretsiz.

Şehirden ayrılırken Edinburgh deniz kenarındaki kısmı olan Leith’deki Royal Yatch Britannia’ı yani Kraliyet Yatını görmeye gittik ama vakit kaybıydı diyebiliriz.

Biz gitmedik ama araçla Blackford Hill’e giderseniz şehri yukarıdan görebilirsiniz.

Ne Yenir

İlk tanışacağınız yerel yemekler muhtemelen İngiliz Kahvaltısı olacaktır. Fasulye, yağda kızarmış sosis, yağda yumurta, mantar, domates ızgara, Hash brown (patates mücveri), black pudding (domuz kanı, domuz yağı, dana eti, yulaf ezmesi, yulaf, arpa karıştırılır, köfte bezeri kapıba alınarak pişirilir ve servis yapılır) kızarmış bacon, haggis’den (kuzu kalp, karaciğer, akciğer gibi organlarının iç yağı, soğan, çeşitli sebzeler ve baharatlar ile karıştırılması suretiyle hazırlanan karışım kuzu işkembesi) oluşan İngiliz kahvaltısı neredeyse tüm B&B’larda ve otellerde verilir. Yukarıda saydıklarımızın bazıları eksik olabilir.

İngiliz Kahvaltısı

İngiliz Kahvaltısı

Fish & Chips tüm İngiltere gibi İskoçya’nın da önemli bir klasiği. En iyi örneğini otelimiz Hampton Inn’de yedik. Sadece bunun için bile bu otelin restoranına gidilir.

Fish & Chips

Fish & Chips

Hemen dikkat çeken İskoçya’ya ve özellikle Edinburg’a özgü ürünler bisküvi (Abernethy, Cranachan ve Ecclefechan) ve fudge. Bisküvileri bize fazla yağlı geldi ama Fudge kesinlikle çok güzel yapılıyor burada. Fudge’la yine Fudge’u ünlü olan Key West‘de tanışmıştık ama buradakileri daha lezzetli bulduk. Özellikle Royal Mile üzerindeki Fudge House ev yapımı ve çok değişik aromalı ürünleri ile tavsiye edilir.

Tabii ki İskoçya viskisi ile ünlü; Single Malt, Single Grain ve Blend buradaki viski çeşitleri. En makbulü ve en pahalısı Single Malt olanlar. 30 poun ile 25.000 pound arasında fiyatlarda viski gördük bu şehirde.

Yukarıda İngiliz Kahvaltısı içerisinde anlattığımız gibi Haggis önemli bir İskoç yemeği. Kuzu kalp, karaciğer, akciğer gibi organlarının iç yağı, soğan, çeşitli sebzeler ve baharatlar ile karıştırılması suretiyle hazırlanan karışım kuzu işkembesi diyebiliriz. Yemek olarak servis edildiğinde yanında bir viski sosu ile birlikte geliyor.

Scotch Ale biraları da meşhur.

Ne Alınır

Royal Mile ve Princess Street’de  çok sayıda mağaza var. Özellikle Kaşmir (Cashmere) olmak üzere Lambswool ve diğer battaniye, şal, atkı gibi ürünler çok çok popüler. Kaşmir olanlar oldukça pahalı ama kaliteden ödün verdikçe daha ucuza da birşeyler bulabiliyorsunuz. Özellikle klasik Kilt desenler çok popüler. Princess Street, Rose Street, George Street önemli alışveriş caddeleri.

Şehrin her yerinde kırmızı siyah ekose İskoç kumaşından yapılan Kilt adı verilen eteğin izlerine rastlamak mümkün. Bu desen etek dışında da neredeyse her üründe sıklıkla kullanılıyor İskoçya’da. İskoçlar için Kilt bir gurur kaynağı olduğu için Kilt’i düğün, mezuniyet, balo gibi özel günlerde giyiyorlar. Yaklaşık 600-2000 pound aralığında satılan Kilt takımlar; ceket, yelek, gömlek, kravat, kilt, kilt iğnesi, dize kadar yün çorap, kurdele ve ayakkabılarından oluşuyor.  Ayrıca Kilt İskoçlar için gücün, romantikliğin ve dramatizmin de en büyük sembolü olarak kabul ediliyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Aliye dedi ki:

    Kisa ve öz güzel anlatılmış :))Enguzelide tesadüfen kalede 2 defa karşılaşmamız:))

    1. Engin Ersöz dedi ki:

      Teşekkürler, etkili ve faydalı olmaya, mümkün olduğunca sıkmadan ve özele girmeden yazmaya gayret ediyoruz. Bunun fark edimesi mutluluk verici. 👍❤️🙏🏻

BİR YORUM YAZIN