Oxford

12.01.2018
504 görüntülenme
Oxford

Londra’da 1 hafta konaklarken günübirlik gezilerle; Oxford, Cambridge ve Brighton’u görmeye karar verdik. İlk durağımız Oxford oldu. Öncelikle belirtelim ki sağdan trafik korktuğumuz kadar zor olmadı. 1-2 saat sonra tamamen sorun olmaktan çıktı diyebiliriz.

Esasen Londra’da ve tabii ki diğer İngiliz kentlerinde de karşıdan karşıya geçmelerdeki alışkanlıklarımız nedeni ile yaya olmak daha zor. Siz sol tarafa bakarken araç sağdan geliyor ki bu bazen büyük tehlikelere neden oluyor. Bu nedenle yaya geçitlerinde yerde dikkatinizi çekecek şekilde “Look Left” ya da “Look Right” tarzında yazılar oluyor her zaman. Gelelim Oxford’a; Londra’dan Oxford’a ulaşımın en kolay yolu esasen tren ile ulaşım ancak biz araçla gitmeyi tercih ettik. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla Oxford’a ulaşıyorsunuz.

Oxford merkezde otopark büyük bir problem. Tabii ki park yerleri var ama yarım gün için 20 sterlin civarı bir ücreti gözden çıkarmalısınız. Bu parayı vermemenin alternatifi de var tabii ki; “Parknride” adı verilen sistemi kullanıp aracınızı Oxford dışında ayrılan sistemin park yerlerinden birine bırakırsanız sistemin otobüsleri sizi merkeze 2 sterline yakın bir ücret karşılığında taşıyor. Araçta 3 ve üzeri kişi varsa bu sistemi kullanmaya değmez ama tek kişi için avantajlı bizce.

Oxford ve Cambridge birbirine oldukça benzeyen üniversite şehirleri. Öncelikle iki üniversitenin de bizim anladığımız anlamda üniversiteler olmadığını belirtmek gerekir. Oxford 38 kolejin şehire dağılmasıyla oluşan bir üniversite şehri, Cambridge’de ise bu sayı 31. Bu sayı rekabeti esasen her alanda iki şehir arasında bulunuyor.

Esasen iki üniversitenin temeli Oxford diyebiliriz; çok eski tarihlerde Oxford öğretim üyelerinden bazıları yerel yöneticilerle düştükleri fikir ayrılıkları nedeniyle buradan ayrılarak Cambridge’i kurmuşlar. Daha iyi eğitim gibi spor ve kültürel yaşamda da her zaman birbirleri ile rekabet halindeler. Belki bu rekabeti kürek takımlarının yarışlarından hatırlarsınız. Biz Cambridge’i biraz daha sıcak bulduk diyebiliriz. Oxford’da da Cambridge’de de ana turistik aktivitelerden birisi tabii ki bazıları 1000 yıl eskiye dayanan kolejleri görmek ve içerisini gezmek. 150.000 nüfuslu Oxford’un 50.000’ini öğrenciler oluşturuyor zaten.

Oxford’daki en önemli kolejler; (önem sırasına göre değil) Magdalen, New Collage, Trinity, Exeter, Lincoln, All Souls, Corpus Christi, St. John’s, Brasenose, Pembroke, Merton, Oriel. Kolejleri gezerken de en önemli alanlar; Yemek Salonu, Kütüphane, Şapel/Kilise ve güzel bahçeleri oluyor her zaman. Esasen birçok koleje giriş imkanı var ama tabii ki öğrenci durumuna göre siz oradayken kapalı olabilirler. Bazılarını ise ücret ödeyerek (1-6 sterlin) gezmeniz mümkün. Biz tatil zamanı oradaydık ve Oxford’da Chrish Church’u ücreti ile gezmeyi tercih ettik. Bu koleji tercih etmemizin bir nedeni de Harry Potter filminin bazı sahnelerinin bu kolejde çekilmiş olmasıydı. Filmdeki öğrencilerin toplu yemek yediği “Great Hall” sahnesini çoğunuz hatırlar. Buradaki kolejlerin çoğu yatılı; yani öğrenci burada yemek yiyor, eğitim alıyor, ibadet ediyor ve konaklıyor.

Birçok kolejde de dinin önemli bir etkisi var. İçerisindeki şapel ve kiliselerden ayrıca isimlerinden bu etkiyi hemen anlıyorsunuz zaten. Oxford Üniversitesinin sloganınınDominus illuminatio Mea” (Rab benim ışığımdır) Cambridge Üniversitesinin sloganının ise: “Hinc lucem et pocula sacra” (Buradan ışık ve kutsallık doğar) oluşu da size bu konuda fikir verir.

Oxford’da “Harry Potter” kadar çocukların ve sizin ilginiz çekecek bir olay da “Alice Harikalar Diyarında”nın Oxford’lu bir hoca tarafından yazılmış olması. Kitapta kullandığı ismiyle Lewis Carroll (matematik hocası olarak gerçek ismi Charles Lutwidge Dodgson) bizim de gezdiğimiz Chrish Church Kolejinde hocaymış ve kitabın kahramanı olan Alice’i Dekan’ın kızı olan Alice’den ilham almış. Hikayeye göre bir piknikte Dodgson’un Alice’e anlattığı bir hikayenin kızın ısrarı ile yazıya dökülmesi ile eserin temeli atılmış. Ancak yazar ilham perisinin dekanın kızı olduğunu resmi olarak reddetmiş her zaman. Şehirde birçok kafe, kitapçı vs mekanda bu eserle ilgili izler bulabilirsiniz. Bu kolejin tam karşısındaki ufak bir dükkan ise tamamen bu eserle ilgili eşyalar satıyor. Konu kitaptan açılmışken çok önemli bir kitapçı olan “Blackwell Books” Oxford Broad Street 48 numarada yer alır. Bu sokakta bu kitapçının farklı temalara ayrılmış birkaç mağazası bulunmakta.

Şehirde gezilecek önemli yerler arasında bizim tavsiye ettiğimiz ve aynı zamanda en büyük kolej olan “Chrish Church”, girişi ücretsiz olan Sanat ve Arkeoloji Müzesi olan “Ashmolean Museum”, Oxford tarihinin anlatıldığı “Museum of Oxford”, yine ücretsiz gezebileceğiniz Bilim ve Tarih Müzesi “Museum of History of Science” yine ücretsiz Doğa tarihi Müzesi “Museum of Natural History”, yine ücretsiz Antropoloji ve Arkeoloji ağırlıklı “Pitt Rivers Museum”, ücretsiz gezebileceğiniz Modern sanatlar Müzesi “Modern Art Oxford”, ücretli gezilebilen geçmişte hapishane olarak da kullanılabilen Kale “Oxford Castle”. Yine “Radcliffe Square” ve “Sheldonian Theatre” görülmesi gereken önemli bir yapılardır. İngiltere’nin en büyük kütüphanesi olan ve Harry Potter filmlerindeki kütüphaneli sahnelerin çekildiği yer olan “Bodleian” de 9 milyon eseri ile Oxford’dadır. Dikkatinizi çektiyse Londra gibi Oxford’da da müzelerin devlete ait olanları ücretsizdir.

Oxford için önemli bir yapı Venedik’deki “Ahlar Köprüsü” ne benzetilen “Bridge of Sights” olarak bilinen “Hertford Bridge” dir. Bu köprü Hertford Kolejinin iki ayrı binasını birleştirir ve burada öğrenci değilseniz bu köprüden geçme imkanınız maalesef yok. Öğrencilerin köprüden geçerken dışardaki hayatı görmeleri nedeni ile köprüye bu isim verilmiş. Köprünün mimarı esasen köprüyü Venedik’deki Rialto Köprüsüne benzetmiş ama Venedik’in diğer önemli köprüsü ile özdeşleşmiş.

Bizim gibi bir günlüğüne Oxford’da iseniz zaten bu saydığımız yerlerin tümünü gezme imkanınız yok. Biz Chrish Church Kolejini gezip geriye kalan zamanımızda şehri turlamayı tercih ettik. Şehri bu açıdan ele aldığınızda ise merkez; “Cornmarket Street“. Bu cadde üzerindeki “Carfax Tower” önemli bir yapı. Giriş ücretli ve yukarıya çıkarak St.Mary the Virgin kadar yüksekten olmasa da Oxford’u tepeden görebilirsiniz. Bu arada biz drone’umuz sayesinde kuşbakışı gördük ama gerçekten yukarıdan Oxford görmek isterseniz “St.Mary Virgin Kilisesi” nin merdivenlerini çıkmanız gerekir. Zor olmakla birlikte bu merdivenleri çıkarsanız güzel bir manzara ile ödüllendirilirsiniz. “Queen Street”, “High Street”, “George Street” dolaşması zevkli caddeler. Buralarda sayısız cafe, mağaza vs sıralanmış durumda. Nehirden Oxford’u çepeçevre gezebileceğiniz ve “punting” adı verilen kano gezintisi yapılabilir. Bu gezintiler Cambridge’de de var ve oradaki güzergah daha güzel. Eğer iki şehri de görecekseniz Cambridge’i tercih edebilirsiniz. Biz kış ayında orada olduğumuz için çok cazip görünmedi ve bu geziyi yapmadık. Biz yapmadık ama Londra ve çevresi Gulfstream sıcak hava akımının etkisi altında olduğundan kışın bazen çok soğuk olmayabiliyor. Biz oradayken de böyle bir hava dilimine denk geldik ve hava güzeldi. Bu nedenle kano/gondol gezisi yapanlar vardı.

Daha önce belirttiğimiz gibi bu gezimizi pek öyle müzelerle doldurmadık. Daha çok şehrin sokaklarında dolaşma ve kolejleri tanıma gezisi idi. Günübirlik araçla geldiğimiz için tekrar Londra’ya dönmek üzere yola çıkıyoruz. Bizi yaklaşık 1 saatlik yol bekliyor maalesef kış ayları olduğu için hava erkenden kararmış durumda.

Ertesi gün Cambridge‘e bir sonraki gün de Brighton‘a geçtik.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN