Hakkımızda
Biz Kimiz?
Dil Seçin
tr

Oxford, Cambridge ve Brighton

12.01.2018
21 görüntülenme
Oxford, Cambridge ve  Brighton

İlk durağımız Oxford’şehri oldu. Öncelikle belirtelim ki sağdan trafik korktuğumuz kadar zor olmadı. 1-2 saat sonra tamamen sorun olmaktan çıktı diyebiliriz.

Esasen Londra’da ve tabii ki diğer İngiliz kentlerinde de karşıdan karşıya geçmelerdeki alışkanlıklarımız nedeni ile yaya olmak daha zor. Siz sol tarafa bakarken araç sağdan geliyor ki bu bazen büyük tehlikelere neden oluyor. Bu nedenle yaya geçitlerinde yerde dikkatinizi çekecek şekilde “Look Left” ya da “Look Right” tarzında yazılar oluyor her zaman. Gelelim Oxford’a; Londra’dan Oxford’a ulaşımın en kolay yolu esasen tren ile ulaşım ancak biz araçla gitmeyi tercih ettik. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla Oxford’a ulaşıyorsunuz.

Oxford merkezde otopark büyük bir problem. Tabii ki park yerleri var ama yarım gün için 20 sterlin civarı bir ücreti gözden çıkarmalısınız. Bu parayı vermemenin alternatifi de var tabii ki; “Parknride” adı verilen sistemi kullanıp aracınızı Oxford dışında ayrılan sistemin park yerlerinden birine bırakırsanız sistemin otobüsleri sizi merkeze 2 sterline yakın bir ücret karşılığında taşıyor. Araçta 3 ve üzeri kişi varsa bu sistemi kullanmaya değmez ama tek kişi için avantajlı bizce.

Oxford ve Cambridge birbirine oldukça benzeyen üniversite şehirleri. Öncelikle iki üniversitenin de bizim anladığımız anlamda üniversiteler olmadığını belirtmek gerekir. Oxford 38 kolejin şehire dağılmasıyla oluşan bir üniversite şehri, Cambridge’de ise bu sayı 31. Bu sayı rekabeti esasen her alanda iki şehir arasında bulunuyor.

Esasen iki üniversitenin temeli Oxford diyebiliriz; çok eski tarihlerde Oxford öğretim üyelerinden bazıları yerel yöneticilerle düştükleri fikir ayrılıkları nedeniyle buradan ayrılarak Cambridge’i kurmuşlar. Daha iyi eğitim gibi spor ve kültürel yaşamda da her zaman birbirleri ile rekabet halindeler. Belki bu rekabeti kürek takımlarının yarışlarından hatırlarsınız. Biz Cambridge’i biraz daha sıcak bulduk diyebiliriz. Oxford’da da Cambridge’de de ana turistik aktivitelerden birisi tabii ki bazıları 1000 yıl eskiye dayanan kolejleri görmek ve içerisini gezmek. 150.000 nüfuslu Oxford’un 50.000’ini öğrenciler oluşturuyor zaten.

Oxford’daki en önemli kolejler; (önem sırasına göre değil) Magdalen, New Collage, Trinity, Exeter, Lincoln, All Souls, Corpus Christi, St. John’s, Brasenose, Pembroke, Merton, Oriel. Kolejleri gezerken de en önemli alanlar; Yemek Salonu, Kütüphane, Şapel/Kilise ve güzel bahçeleri oluyor her zaman. Esasen birçok koleje giriş imkanı var ama tabii ki öğrenci durumuna göre siz oradayken kapalı olabilirler. Bazılarını ise ücret ödeyerek (1-6 sterlin) gezmeniz mümkün. Biz tatil zamanı oradaydık ve Oxford’da Chrish Church’u ücreti ile gezmeyi tercih ettik. Bu koleji tercih etmemizin bir nedeni de Harry Potter filminin bazı sahnelerinin bu kolejde çekilmiş olmasıydı. Filmdeki öğrencilerin toplu yemek yediği “Great Hall” sahnesini çoğunuz hatırlar. Buradaki kolejlerin çoğu yatılı; yani öğrenci burada yemek yiyor, eğitim alıyor, ibadet ediyor ve konaklıyor.

Birçok kolejde de dinin önemli bir etkisi var. İçerisindeki şapel ve kiliselerden ayrıca isimlerinden bu etkiyi hemen anlıyorsunuz zaten. Oxford Üniversitesinin sloganınınDominus illuminatio Mea” (Rab benim ışığımdır) Cambridge Üniversitesinin sloganının ise: “Hinc lucem et pocula sacra” (Buradan ışık ve kutsallık doğar) oluşu da size bu konuda fikir verir.

Oxford’da “Harry Potter” kadar çocukların ve sizin ilginiz çekecek bir olay da “Alice Harikalar Diyarında”nın Oxford’lu bir hoca tarafından yazılmış olması. Kitapta kullandığı ismiyle Lewis Carroll (matematik hocası olarak gerçek ismi Charles Lutwidge Dodgson) bizim de gezdiğimiz Chrish Church Kolejinde hocaymış ve kitabın kahramanı olan Alice’i Dekan’ın kızı olan Alice’den ilham almış. Hikayeye göre bir piknikte Dodgson’un Alice’e anlattığı bir hikayenin kızın ısrarı ile yazıya dökülmesi ile eserin temeli atılmış. Ancak yazar ilham perisinin dekanın kızı olduğunu resmi olarak reddetmiş her zaman. Şehirde birçok kafe, kitapçı vs mekanda bu eserle ilgili izler bulabilirsiniz. Bu kolejin tam karşısındaki ufak bir dükkan ise tamamen bu eserle ilgili eşyalar satıyor. Konu kitaptan açılmışken çok önemli bir kitapçı olan “Blackwell Books” Oxford Broad Street 48 numarada yer alır. Bu sokakta bu kitapçının farklı temalara ayrılmış birkaç mağazası bulunmakta.

Şehirde gezilecek önemli yerler arasında bizim tavsiye ettiğimiz ve aynı zamanda en büyük kolej olan “Chrish Church”, girişi ücretsiz olan Sanat ve Arkeoloji Müzesi olan “Ashmolean Museum”, Oxford tarihinin anlatıldığı “Museum of Oxford”, yine ücretsiz gezebileceğiniz Bilim ve Tarih Müzesi “Museum of History of Science” yine ücretsiz Doğa tarihi Müzesi “Museum of Natural History”, yine ücretsiz Antropoloji ve Arkeoloji ağırlıklı “Pitt Rivers Museum”, ücretsiz gezebileceğiniz Modern sanatlar Müzesi “Modern Art Oxford”, ücretli gezilebilen geçmişte hapishane olarak da kullanılabilen Kale “Oxford Castle”. Yine “Radcliffe Square” ve “Sheldonian Theatre” görülmesi gereken önemli bir yapılardır. İngiltere’nin en büyük kütüphanesi olan ve Harry Potter filmlerindeki kütüphaneli sahnelerin çekildiği yer olan “Bodleian” de 9 milyon eseri ile Oxford’dadır. Dikkatinizi çektiyse Londra gibi Oxford’da da müzelerin devlete ait olanları ücretsizdir.

Oxford için önemli bir yapı Venedik’deki “Ahlar Köprüsü” ne benzetilen “Bridge of Sights” olarak bilinen “Hertford Bridge” dir. Bu köprü Hertford Kolejinin iki ayrı binasını birleştirir ve burada öğrenci değilseniz bu köprüden geçme imkanınız maalesef yok. Öğrencilerin köprüden geçerken dışardaki hayatı görmeleri nedeni ile köprüye bu isim verilmiş. Köprünün mimarı esasen köprüyü Venedik’deki Rialto Köprüsüne benzetmiş ama Venedik’in diğer önemli köprüsü ile özdeşleşmiş.

Bizim gibi bir günlüğüne Oxford’da iseniz zaten bu saydığımız yerlerin tümünü gezme imkanınız yok. Biz Chrish Church Kolejini gezip geriye kalan zamanımızda şehri turlamayı tercih ettik. Şehri bu açıdan ele aldığınızda ise merkez; “Cornmarket Street“. Bu cadde üzerindeki “Carfax Tower” önemli bir yapı. Giriş ücretli ve yukarıya çıkarak St.Mary the Virgin kadar yüksekten olmasa da Oxford’u tepeden görebilirsiniz. Bu arada biz drone’umuz sayesinde kuşbakışı gördük ama gerçekten yukarıdan Oxford görmek isterseniz “St.Mary Virgin Kilisesi” nin merdivenlerini çıkmanız gerekir. Zor olmakla birlikte bu merdivenleri çıkarsanız güzel bir manzara ile ödüllendirilirsiniz. “Queen Street”, “High Street”, “George Street” dolaşması zevkli caddeler. Buralarda sayısız cafe, mağaza vs sıralanmış durumda. Nehirden Oxford’u çepeçevre gezebileceğiniz ve “punting” adı verilen kano gezintisi yapılabilir. Bu gezintiler Cambridge’de de var ve oradaki güzergah daha güzel. Eğer iki şehri de görecekseniz Cambridge’i tercih edebilirsiniz. Biz kış ayında orada olduğumuz için çok cazip görünmedi ve bu geziyi yapmadık. Biz yapmadık ama Londra ve çevresi Gulfstream sıcak hava akımının etkisi altında olduğundan kışın bazen çok soğuk olmayabiliyor. Biz oradayken de böyle bir hava dilimine denk geldik ve hava güzeldi. Bu nedenle kano/gondol gezisi yapanlar vardı.

Daha önce belirttiğimiz gibi bu gezimizi pek öyle müzelerle doldurmadık. Daha çok şehrin sokaklarında dolaşma ve kolejleri tanıma gezisi idi. Günübirlik araçla geldiğimiz için tekrar Londra’ya dönmek üzere yola çıkıyoruz. Bizi yaklaşık 1 saatlik yol bekliyor maalesef kış ayları olduğu için hava erkenden kararmış durumda.

Oxford gezimizin ertesi gününü yine aracımızla gideceğimiz Cambridge’e ayırdık. Bu defa yolumuz yaklaşık 2 saat. Tekrar otoyoldayız; burada bir detaydan bahsetmek istiyorum. İngiltere otoyollarındaki şeritler bizim standartlarımıza göre daha dar. Sanırım biz USA standartlarını kullanıyoruz. Bizde 3 şerit olabilecek genişlikte bir yolda 4 şerit var diyebilirim. Bu daha dar bir şerite sığmanız ve tırları daha yakın sollamanız anlamına geliyor ki bu da stres yaratıyor. 3 gün boyunca bu olaya bir türlü alışamadım. Kendi tarafımda şerite alıştığım uzaklıkta kaldığımda diğer teker diğer şerite çıkıyor ve şeritler kabartmalı olduğu için hemen ses yapıyor; şerite gir, şeritten çık, tüm yollar böyle geçti diyebilirim.

Cambride ile ilgili bazı bilgileri üst kısımda vermiştik zaten. Burası da Oxford’a benzeyen bir üniversite şehri ama sanki daha bir sıcak havası var gibi. Hangisinde öğrenci olmak istersin? deseler kesinlikle Cambridge derdik herhalde.

Bu şehirin önemli kolejleri arasında “King’s College”, “Trinity College”,” Magdalene College”, “Peterhouse”, “Clare College”, “Robinson College”, “St John’s College”,”Jesus College”, “Corpus Christi”, “Trinity Hall” sayılabilir.

Burada da kolejlerin gezilme kuralları Oxford gibi; bazısı halka açık, bazısı kapalı, bazısı ücretsiz, bazısı ücretli. Eğer bir tane gezeceksenizKing’s College” iyi bir seçim olabilir.

Şehrin ana meydanında yer alan, bir çekirgenin döndürdüğü “Grosshopper Clock” (Corpus Clock) çok ilgi çekici. Bu saatteki çekirge zamanı yiyerek saati çeviriyormuş. Diğer bir ilgi merkezi olan ve Tanjant ve radial kuralları ile Newton tarafından tasarlanan “Mathematical Bridge” ı (sol alttaki fotoğraf) görebilirsiniz. Bu tahta köprünün neden matematiksel Köprü olarak adlandırıldığına dair bazı şeyler okuduk ama matematikle ilişkimiz sanırız çok iyi değil ki çözemedik. Bunun dışında ücretsiz gezebileceğiniz “Fitzwilliam Museum” önemli bir müzedir.

Newton’un yerçekimi kanununu bulmasına sebep olan elmanın görev yaptığı Trinity Kolej’in bahçesindeki elma ağacı olduğu söylenir tabii ki bu garanti değil hatta böyle bir olay hiç olmadı diyenler dahi vardır. Ancak çok kaynaktan doğrulanan hikayeye göre elmanın sağa, sola yada yukarı değilde direkt aşağı düşmesi zaten bu konuya yönelmiş olan Newton’un ilgisini çekmiş ve yanındakilere bu konuda yorum yapmış. Bu konuyu günlüklerine yazan bilim adamları bulunuyor. Trinity Kolejinin bahçesindeki elma ağacının bu ağacın çekirdeklerinden devam ettiği söylenir. Hangi cins elma olduğunu öğrenmek isterseniz bu elmayı Cambridge Botanik Bahçesinde görebilirsiniz; Malus pumila Rosaceae (Rose family).

Cambridge’de de Oxford’da da çok sayıda bu üniversitelerin resmi ürünlerini satan mağazalar bulunuyor. İki üniversitenin de her türlü hediyelik eşyalarını bulabilirsiniz. En ilgi çekici olanlar bizce sweat shirtler idi.

Bu mağazalar aynı zamanda kolejlerin pelerin, arma, kaşkol gibi öğrenciye lazım tüm ürünlerini de satıyorlar. Üniversitelerin de kolejlerinde kendine özel arma ve renkleri mevcut. Her kolejin ve alt birimin hatta onun da alt biriminin kendine özel renkle basılmış kaşkolu, gömleği vs ürünleri bulunmakta. Mesela mühendislik farklı renkte bant, kürek takımı farklı renk, okyanus aşırı ülkenden gelen öğrenci faklı renk, uzakdoğulu öğrenci farklı renk bant kullanıyor. Bunun için mağazada ciddi büyük bir katalog var (fotoğrafta görebilirsiniz. Esasen bu uygulama öğrencileri ciddi bir şekilde sınıflandırdığı için bize çok hoş gelmedi.

Darwin’den Stephan Hawking’e kadar cevherler yetiştiren bu şehri keşfetmenin en güzel yöntemlerinden biri de bisiklet olabilir. Şehirde trafik olmadığı için keyifli bir şehir keşifi yapabilirsiniz.

Bu arada hem Oxford hem de Cambridge’de çok kaliteli butikler olduğunu belirtmeliyiz. Özellikle erkek giyim için çok özel mağazalar bulunuyor.

Cambridge’de Fudge adındaki tatlıyı denemeden dönmeyin. Bizim favorimiz portakal ve çikolatalı olan.

Gelelim üçlemenin son durağına; Brighton. Son günümüzde bu defa yine aracımızla Brighton‘a doğru yoldayız. Bu defa yolumuz 1,5 saat sürüyor. Burada da diğer şehirlerde olduğu gibi park etmek pahalı ve pahalı olmasına rağmen zor. Navigasyonumuza işaretli iki park noktası fos çıkıyor ama üçüncüye park edebiliyoruz. Ediyoruz ama çıkışta 26 sterlinlik bir fiş bizi bekliyor olacak o sırada bunu bilmiyoruz tabii ki 🙂

Brighton diğer iki durağımız olan Oxford ve Cambridge‘den tamamı ile farklı bir şehir. En başta bir sahil şehri olmasının verdiği rahatlık var. Şehirin Manş Denizi ile buluştuğu yerde çok Amerikan tarzı büyük bir Pier (iskele) var. Genellikle Amerikan sahil şehirlerinin bir klasiği olan pier bu defa “Brighton Pier” olarak ve oldukça büyük bir ölçekle Brighton’da karşımıza çıkıyor. Klipimizde de izlediğiniz gibi Pier oldukça estetik ve şehire çok güzel bir hava veriyor. Görüntü çok hoş ama Pier’in üzerindeki aktivasyonlar, cafeler ve restaurantları çok zayıf bulduk. Daha çok bir lunapark gibi düzenlenmişti ve üzerindeki yemek alternatifleri büfe tarzı yerlerle sınırlıydı. Bu açıdan Amerikadaki benzerlerinden zayıftı. Brighton sahil şeridi taşlık olması ve dev dalgalar nedeni ile pek yüzmeye müsait değil daha çok surfçülere göre. Sahildeki dev martılar dikkatinizi çekecektir bu martılar sahilin simgesi olarak özdeşleşmişlerdir.

Pier’den şehirin içerisine doğru girmeye başladığınızda sanki Hindistan’daymışsınız gibi sizi şaşırtan bir yapı olan “Royal Pavillion” ile karşılaşıyorsunuz. Bu yapı Hindistan’ın İngiliz sömürgesi olduğu zamanlarda bu etki ile yapılmış. Royal Pavillion’un Bahçesi genellikle halkın ve turistlerin gezdiği bir mekan ve müzik yapan sokak sanatçıları ile sıklıkla karşılaşıyorsunuz.

Brighton’da sokaktaki hayat çok renkli ve eğlenceli; çok sayıda çok kaliteli restaurant ve cafe var. Ayrıca Londra’da dahi görmediğimiz kadar kaliteli tasarım mağazaları ve butikler bulunuyor. Fiyatlar tabii ki ucuz değil ama alınamayacak kadar da pahalı değil.

Brighton bir sahil şehri olmasına rağmen sanatla da arası oldukça iyi. Biz o açıdan pek ilgilenemedik ama gezebileceğiniz çok sayıda müze bulunmakta Brighton’da. Biz daha çok sanat eseri gibi cake vs ile ilgilendik 🙂

Okuyacağınız birçok kaynakta Brighton’un Gay Başkenti olduğu yazar. Bunun en önemli sebebi İngiltere Gay Festivalinin bu şehirde yapılıyor olması. Ancak Festival zamanına denk gelmeyen gezimizde biz bu açıdan şehirde İngiltere’nin diğer şehirlerinden farklı bir durum görmedik. “The lanes” ve “Norh Laine” Brighton’un en çok görülmesi tavsiye edilen semtleri. Bizde bu tavsiyeye uyarak buralarda vakit geçirdik. Bu semtte 400 civarında restorant, galeri, cafe vs bulunuyor.

Oxford ve Cambridge’de olduğu gibi akşam yemeği ile birlikte Londra‘ya dönmek üzere yola çıkıyoruz.

Print Friendly

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.