Londra

15.12.2017
2,192 hit
Londra

 

Londra‘ya international havalimanları olan Heathrow, Gatwick, Stansted, Luton, City ve Southend aracılığı ile ulaşabilirsiniz. THY ile uçuyorsanız ve havalimanınız Heathrow ise terminaliniz de 3. Terminal olacaktır. THY Gatwick’e de iniyor bazen. Pegasus ile gidiyorsanız havalimanınız Stansted ya da Gatwick olacaktır. Easyjet ile gidiyorsanız Luton’a inersiniz. Buradan şehire havalimanından direk olarak shuttle hizmeti veren birçok firmadan biri ile  ya da taksi ile ulaşabilirsiniz. Biz Express Airport Transport’u tercih ettik ve memnun kaldık. Sitelerine ulaşmak için tıklayın. Metro kişi başı 6, shuttle araç başı 50 ve taksi ise araç başı yaklaşık 60 sterlin tutacaktır.

Burada bir güncelleme yapmak istiyorum; sonraki gidişimizde Pegasus ile gittik. Pegasus Stansted’e indi dönerken Gatwick’den kalktı. Stansted aktarmamız için “The Stansted Taxi Company” i (70 sterlin) Gatwick aktarmamız için de “Twelve Transfer” i (65 sterlin) tercih ettik ve iki firmadan da memnun kaldık.

Şehire ulaşmak için Heathrow ve Gatwick havalimanlarından şehire tren de bulunuyor ve bu trenler çok merkezi metro istasyonları ile bağlantı halindeler. Eğer makul bir saatte Londra’da olacaksanız ve fazla eşyanız yoksa bu alternatifleri de değerlendirebilirsiniz. Heathrow şehire 1/2 saat (açık trafikte), Gatwick ise 1,5 saat (açık trafikte) uzaklıkta özellikle dönüş yolculuğunda havalimanına ulaşım için bu süreleri göz önünde bulundurmalısınız. Stansted ise 1-1,5 saat aralığında zaman alıyor transfer için.
Gelelim otel seçiminize bizim otelimiz Paddington semitindeydi. Burası Hyde Park’ın yukarısında kalan kısım olarak tarif edilebilir. Semt gayet merkezi ve her açıdan tavsiye edilebilir. Otelimiz Tune Hotel. Oteli tavsiye ederiz ancak otelin odalarının çok küçük olduğunu söylemeliyiz. Otelinizin metro 1-2 bölgeleri dışında olmamasına önem vermelisiniz.

Biraz Londra metro sisteminden bahsetmemiz gerekir; Moskova, Paris, New York gibi dünyanın en önemli metrolarını görmüş gezginler olarak en mükemmelinin Londra’da olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İstasyon kalitesi, yönlendirme, temizlik, vagon kalitesi, istasyonlara ulaşmak için yürünmesi gereken mesafe gibi birçok kriter hesaba katıldığında hepsinde diğerlerinden önde diyebiliriz. Nehir geçen ilk metro da olan metronun adı “underground” yani tabelalarda böyle yazıyor ama Londra‘lılar arasındaki ismi “tube”. Her metro istasyonunun isminin yazılı olduğu madalyon, nişan tahtası ya da hedef adı ile anılan bir logosu vardır.

Günde 3 milyon kişinin yolculuk yaptığı ve bazı istasyonların 60 m derinlikte olduğu bu mükemmel sistemi kullanmak için yaratılan alternatiflerde bir o kadar fazla ve mükemmel. 1 günlük, 3, 5 ya da 7 günlük kartlar bulunuyor. 1-6 bölgelerine ayrılmış metroda ücretlendirme de hangi bölgelerde olacağınıza ve süreye göre belirleniyor. Bu kartlara “Oyster Card” adı veriliyor ve metro istasyonlarında satılıyor. Oyster Card ı her girişte ve ilginç bir şekilde her çıkışta manyetik sarı plakalara okutmanız gerekiyor. Oyster’ı +5£ depozito ödeyerek ihtiyacınız olan gün ve bölgeye göre de kredi yükleterek alıyorsunuz.

1 gün için 6 sterlin yükleme yaparsanız tüm gün ücretsiz transfer sağlarsınız. Özetle eğer Londra’da 5 gün kalacaksanız bir Oyster kart alıp 30 sterlin yükleme yapmanız gerekir. Eğer gün başı hakkınız olan 6 sterlini bir sebepten dolayı (çok yürümek ya da otelden çıkmamak gibi) kullanmadıysanız gezinin sonunda 5 sterlinlik depozito ücreti ile birlikte bu ücreti de geri alabilirsiniz. Depozito ve bu kullanılmayan geri kalan paranızın toplamı eğer 10 sterlinden az ise direkt makinalardan, fazla ise ana istasyonlardaki (Paddington mesela) “Customer Service” lerden alabilirsiniz.

Londra büyük ve görülmesi gereken çok yeri olan bir şehirdir. Bu yüzden en az 4-5 güne ihtiyacınız olduğunu söyleyebiliriz. Biz alttaki anlattıklarımızı 1 haftada yapabildik. Yapılacak çok fazla aktivite ve bir o kadar da görülmesi gereken müze bulunmaktadır. İyi haber müzelerin bazılarının ücretsiz oluşudur.

Metrodaki vagon sayısı kadar yollarda da kırmızı 2 katlı otobüsleri göreceksiniz. Çünkü insanların metroya binmek kadar otobüsü kullanmayı da tercih edebiliyorlar metropollerde. Özellikle yakın mesafe için bir araca binmek istediğinizde ya da gittiğiniz yerleri görmek istediğinizde otobüs çok daha mantıklı bir çözüm. Ancak tabii ki Londra’da otobüs kullanmak otobüs rotasını çözmek metro kadar kolay olmadığı için o kadar da kolay değil. Ama önceden çalışırsanız tabii ki bu yolu da kullanabilirsiniz ulaşım için. Biz ikinci gidişimizde yavaş yavaş otobüs de kullanmaya başladık.

Gelelim Şehirde nereleri görmelisiniz kısmına;

Önemli üç müze olan Doğa Tarihi Müzesi, Science Museum (Bilim Müzesi) ve Victoria-Alber Museum South Kensington metro durağı ile ulaşabileceğiniz Kensington bölgesindedir. Biraz yorucu ve belki biraz motivasyon düşürücü olabilir ama bu üç müzeyi aynı günde bitirebilirsiniz . Bizim planımız bu müzeleri ikiye ayırarak iki günde bitirmekti ama Londra’daki ilk günümüz yağmurlu olunca planlarımızı değiştirip yağmurlu bu günü kapalı mekanlarda geçirmeye yani bu 3 müzeyi bitirmeye karar verdik.

78 milyon objenin olduğu National History Museum (Doğa Tarihi Müzesi) ın üst katı daha çok çocuklara doğayı öğretmek ve doğa ile insanın ilişkisini kavramalarına yardımcı olmak için düzenlenmiş bir kat. Diğer kat yani giriş katı ise tüm yaştaki kişilerin ilgisini çekecek kalitede ve bilgi verici nitelikte. 1853 yılında heykeltraş Benjamin Waterhouse Hawkins hayvan bilimci Richard Owen ile birlikte dinazorların gerçek boyutta maketlerini yapmış ve müzenin Dinazorlar kısmının temeli atılmış. Owen bununla kalmamış aynı zamanda Dinazor kelimesini de bulmuş ve kullanıma sokmuş. Özellikle Dinazorların olduğu bölümün dünyada bir başka eşinin olamayacağını söyleyebiliriz. Bu kısımdaki ana salonda “Dino Dippy” adı verilen en büyük dinazor iskeleti bulunuyor. Bu müzeyi biz 3 saatte bitirdik, sizin de mutlaka planlarınıza dahil etmenizi tavsiye ederiz. Bu müze de ücretsiz; bağış isteyen birçok yazı var ama 3 pound olarak tavsiye edilen bağışı çok az kişinin yaptığını söyleyebiliriz. Londra bildiğiniz gibi pahalı bir şehir ancak neredeyse tüm müzelerin ücretsiz oluşu ile biaz turistlerden özür diliyor gibi 🙂

Eğer bu müzeyi bitirdikten sonra acıktıysanız ve diğer müzeye geçmeden önce biraz dinlenmek isterseniz etrafta çok sayıda alternatif mevcut. Biz seçimimizi hemen karşıdaki sokakta bulunan Pasta & Pizza dan yana kullandık ve yemekler makul fiyatlı ve lezzetli idi.

Diğer müzemiz Science Museum (Bilim Müzesi) oldu. Burada bilim ve teknoloji adına olmuş ve olabilecek ne varsa bulabilir. Çoğu interaktif olan düzeneklerle iletişime geçebilirsiniz. Apollo 10 kapsülü, ilk buhar makinası, son Mars uçuşu vs ne ararsanız ya kendisi ya simulasyonu burada. Ücretsiz olan bu müzeyi de görmenizde fayda var.

Bu bölgedeki önemli ve son müze Victoria-Albert Müzesi’dir. Kraliçe Victoria tarafından Albert onuruna yaptırılan Victoria Albert Museum eski ve yeni dönemden çok farklı sanat eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. 4 milyon eser, 10 km galerilerde yürüme yolu! 146 oda sanırız bir fikir verir. Asya, İslam, Uzak-Doğu gibi salonlarda çok değerli eserler sunulmaktadır. Bu müze de ücretsiz ve diğerlerinin tam karşısında; kaçırmayın yani.

Buradan çıkınca Royal Albert Hall Konser Salonunu görmeyi ihmal etmeyin ortalama yarım saatte bir yapılan rehberli turlarla salonu gezebilirsiniz. Burada pop sanatçılarının ya da benzeri performansların dinlenebileceği konserler nerdeyse her gün olmaktadır. Biz rehberli turla gezmektense burada bir konser nasıl olur bunu yaşamak için iki gün sonrasındaki Spandau Ballet grubunun solisti Tony Hadley’nin konserine bilet aldık. Bu konser için bilet fiyatları 35-65 £ arasında değişiyordu. Rehberli tur ücreti ise 11-68£ (İçeriğe göre değişiyor) Konser gerçekten çok başarılı idi; sanatçı, ses düzeni ve ambians herşey mükemmeldi.

Yolun hemen karşısındaki “Kensington Garden” ın girişinde bulunan “Albert Memorial”ı kaçırmamalısınız. Kensington bölgesinin önemli noktalarından birisi de “Harrod’s” mağazasıdır. Prenses Diana’nın sevgilisi El Fayed’in sahibi olduğu ultra-lüks mağaza gerçekten ilgi çekicidir. Londra’daki tüm arap kökenli zengin kişiler sahiplerinin arap olmasından dolayı buradan alışveriş yapıyor bu nedenle içeri de çok fazla arap turiste ve arap Londra’lıya rastlıyorsunuz. Onların hareketlerinin Londra standartlarında olamaması bu açıdan bu mağazayı biraz gölgeliyor bizce ama yine de lüks görmek için iyi bir mağaza. Özellikle akşam kapanma saati olan 20:00’den önce burada olursanız hem mağazayı gezer hem de gece tüm binanın 11.500 klasik ampul ile yapılmış güzel aydınlatmasını görebilirsiniz.

Buraya kadar saydıklarımız aynı gün içerisinde yapılabilir. Biz bu turu bitirip merkeze yani “Piccadilly Circus”a geçtik. Eros Heykeli ile ünlü “Piccadilly Circus” Londra’nın önemli meydanlarından birisi; biraz NY Times Square havasında diyebiliriz. Burada da çok yemek alternatifi bulunmakta biz tercihimizi TGI Friday’s den yana kullandık ama 45 dk bekleme süresi verilince burayı başka bir geceye bırakıp yakınındaki değişik yerlerde de şubesi bulunan Angus Steak’de yedik akşam yemeğimizi. Ete meraklı kişilere tavsiye ederiz. Ortalama steak fiyatları 20 £ civarında.

Biz bir günümüzü otelimizin olduğu Paddington’dan yürüyerek merkeze ulaşmaya ayırdık. Bunun için önce “Edgaware Road” u takip ederek “Oxford Street” e ulaşmanız gerekiyor. Oxford Street Londra’nın en önemli caddelerinden sayılabilir. Bu cadde üzerinde çok sayıda ünlü mağaza ve restaurant bulunuyor. Selfridge, John Lewis, Uni Qlo bunlardan bazıları. Oxford street’i kesen en önemli cadde olan “Regent Street” sizi direk olarak “Piccadilly Circus” a kadar götürür. Regend Street üzerinde ve Regent’e açılan caddeler olan “Heddon Street” ve “Carnaby Street” daha makul fiyatlı güzel cafe ve restaurantlar bulabilirsiniz. Regent’ı bir defa düz inerseniz bir defasında da Carnaby St. den girip çıkın sonra Heddon St. girip çıkın. Piccadilly’e vardığınızda caddeden aşağıya doğru inerseniz Londra’nın en eski, en önemli ve en pahalı mağazalarından biri olan “Fortnum & Mason” a ulaşırsınız. Kraliçenin alışveriş yaptığı bu çok özel mağazayı gezmek için kendinize zaman ayırmalısınız mutlaka. Tekrar meydana çıkarken yol üzerindeki “Costa” ve “Kahve Dünyası” eğer hava yağmurlu ise ya da yorulduysanız iyi bir kahve molası için ideal yerlerdir. Tekrar meydana gelirseniz “Haymmarket Street” sizi “Trafalgar Meydanı”na ve “Nelson Sütunu” na götürür. “National Gallery” nin önündeki Trafalgar Meydanı hem gündüz hem de gece görülmeye değerdir. Meydanda Napolyon’a karşı yürütülen Trafalgar Muharebesinde kahramanca savaşarak ölen Amiral Lord Nelson’un anısına yapılan “Nelson Sütunu” bulunur. 25 yıl sonra 4 arslan sütunun etrafına yerleştirilmiştir. Özellikle renkli ışıklandırmaları nedeni ile havuzla çok güzel bir görüntü verir. Cephesi tüm meydanı kaplayan National Gallery ise çok özel bir kolleksiyona ev sahipliği yapar.

Londra’da görülmesi gereken yerlerden birisi de “St.James Park” ve hemen yanındaki “Buckingham Palace” dır. Buraya gelmek için metronun “Hyde Park Corner” istasyonuna ulaşmanız gerekir. Burada inince Buckingham Palace Garden içerisinden geçerek Kraliyet Ailesinin resmi konutu olan Buckingham Palace (Buckingham Sarayı) na ulaşabilirsiniz. Saray sadece yaz aylarında açıktır ama yılın her gününde Sarayın önünde hergün saat 11:00’de Muhafız askerleri tarafından bir tören yapılır bunu görmek için bu saatte burada olmanızı öneririz ancak genelde çok kalabalık olur. İyi bir yerden izlemek için 1 saat önce orada olmalısınız. Eğer oraya erken gitme fırsatınız olursa törenin sarayın bahçesinde yapıldığını unutmayın; yani demir parmaklıklar kenarında yer tutun.

Töreni izledikten sonra çok güzel bir park olan “St.James Park” a girmelisiniz. Orada pelikan, sincap gibi hayvanları besleme şansı bulup göl kenarında güzel vakit geçirebilirsiniz. Park içerisinde “In Park” adında göl kenarında bir restaurant vardır. Burada biraz dinlenip yola devam edebilirsiniz. Buranın yemekleri de çok başarılı burada bir yemek yada içecek molası verilebilir.

Buraya yakın olduğu için sonraki durağınız “Horse Guards” olmalı. Parkın çıkışının tam karşısında Kraliyet Muhafızları Karargahı önünde Atlı Muhafızlar her zaman hareketsiz bir şekilde nöbet tutarlar. Saat 11:00’de bir tören yaptıktan sonra burada kalırlar, fotoğraf çektirmek için buraya uğramak güzel olur. Sağa yani “Whitehall Parliament St.” üzerine dönerseniz burası sizi önemli birkaç önemli noktaya götürür. Bunların başında “Cabinet War Rooms” gelir. Betondan yapılan bu mahzenler II. Dünya Savaşında Churchill’in karargahı olarak görev yapmıştır. Eski haline sadık kalınarak restore edilen odalara giriş maalesef 17£ dir.

Buraya çok yakın mesafedeki “Westminister Abbey” Londra’nın en önemli dini yapısıdır. Krallık törenlerininde yapıldığı yüksek tonozlu bu Manastır’ın Şapellerinden birinde Kral’ın Tac’ı da muhafaza edilmektedir. Aynı zamanda bir Panteon olan yani önemli kişilerin gömüldüğü bir yapı olan Manastır’a giriş 18 £’dir. Bu kişiler arasında Kraliyet Ailesi üyeleri, Charles Dickens, Issac Newton da bulunur.Westminister Abbey’den çıkınca tam karşınızda ünlü “Big Ben” ve ona bitişik olan “Houses of Parliament” (Parlemento Binası) ı bulursunuz. En iyi fotoğraf için nehrin karşısına geçmelisiniz ancak fotoğrafa meraklı olan kişilerin buraya sabah gitmesinde büyük fayda var çünkü öğleden sonra ters güneş nedeni ile maalesef iyi fotoğraf alınamıyor. Ünlü “Lordlar Kamarası” (Lord’s) ve “Avam Kamarası” (Common’s) na ev sahipliği yapan Parlemento binası rehberli ve randevulu olarak gezilebiliyor. Ekim-temmuz ayları rasında milletvekili oturumları da izlenebiliyor. Big Ben yandaki kulenin adı olarak biliniyor ama esasen o bir saat kulesi ismi Big Ben olan kulenin üstündeki 14 tonluk büyük çan. 1858 yılında asılan büyük çan saat başlarında, küçük olan diğer 4 çan ise çeyreklerde çalar. Tok sesi ile İngilizlerin gurur duydukları çanın çalışı BBC den de yayınlanmaktadır. 4,5 metrelik yelkovanı ile ülkenin en büyük saati olan kuledeki saat günde 3 defa kurularak çalışıyor ve temizlik-bakım işleri için bir şirket her zaman bu kulede görev yapıyor.

Buraya gelmişken önemli bir aktivasyonda Thames Nehri‘nin karşısındaki büyük dönmedolap olan London Eye a binmektir. 2000 yılında Londra’ya bir simgesel anıt katmak amacı ile tasarlanan yapı gerçekten şu anda Londra’nın vazgeçilmezlerinden birisi olmuştur. Yarım saatte bir tur dönen 135 m yüksekliğindeki çark hiç durmaz ve iniş binişler bu yavaş dönüş esnasında yapılır. Açık havalarda 40 km uzağının görülebildiği her bir kabine 20 kişi alınıyor ve kabinlerin büyüklüğü nedeni ile bu hiç sorun olmuyor. Giriş biraz pahalı buradaki gişelerden sadece London Eye’a bilet alabileceğiniz gibi “Madame Tussauds”, Sea World, River Cruise biletlerini de buradan alabiliyorsunuz. Ne kadar çok bilet alırsanız indiriminiz o kadar artıyor ortalama % 10-20 karınız oluyor. London Eye ve Madame Tussauds müzesinin bileti 44 £ biz de bu tecrübeyi yaşamak için verdik tabii. Her bir turu yarım saat süren bu çark 2000 yılı yılbaşına yetişmesi için 1993 yılında tasarlandı ama 2000 mart ayına 7 yıl süren inşaattan sonra yetişti. Çark Thames Nehri üzerinde kurulduktan sonra yerinde ayağa kaldırılmış. Yapıldığı tarihte dünyanın en büyüğü ünvanını almış ama tabii ki uzakdoğulular bu ünvanı ellerinden almış durumda; şu anda en büyük dönmedolap bizim de binme şansı bulduğumuz “Singapore Flyer” Singapur’da yer alıyor.

Yeni bir gündeyiz; bugünümüzü “Madame Tussauds” balmumu heykel müzesi ve takiben “British Museum” a ayırdık. Madame Tussauds Müzesi için “Baker Street” metro durağına ulaşmanız gerekiyor. Giriş ücreti biz orada iken 30 £ idi. Biletinizi internetten alırsanız daha uygun fiyata alabilirsiniz. Daha önce anlattığımız gibi London Eye ile kombine bilet aldığımız için biletimiz bulunuyordu. Elinde bileti olanlar bilet alma kuyruğuna girmediği için 3. Kapı’dan giriş yapıyor. Buradan sonra bekleme 30 dakika civarı sürüyor eğer biletiniz yoksa bilet alıp girmeniz yaklaşık 2 saat ve üzeri sürecektir. Müze çoğunuzun bildiği gibi ünlülerin birebir kopyası balmumu heykelleri teması üzerine kurulu. Sanatçılar, Kraliyet Ailesi, Sporcular ve her ülkenin en önemli şahsiyetlerine ayrılmış salonlar mevcut. Müze de Atatürk’ün heykeli de bulunuyor. Müzenin serbest gezilen bu kısımları dışında; ray üzerinde hareket eden Londra taksileri ile kısa bir Londra tarihi anlatılan bir gezi, bir korku tüneli ve 4D Süper Kahramanlar filmi bulunuyor. Bu kısımlar da verdiğiniz ücrete dahil. Müze için ortalama 3 saat ayırmanızı öneririz. Biz bu müzeyi gezmekten zevk aldık ve sizlerin de mutlaka programınıza dahil etmeniz gerektiğini düşünüyoruz.

Buradan yürüyerek ya da metro ile “British Museum” a geçebilirsiniz eğer metroyu kullanacaksanız “Tothenham Courtyard” metrosuna ulaşmanız gerekir. Müzeye girdiğinizde sizi ilk etkileyecek şey mimarisi olacaktır. 250 yıllık bir yapı olduğu için değişik zamanlarda eklemelerle şimdiki halini almıştır. Nasıl olduğunu tarif etmeyelim ki gitmek için bir sebep olsun. Bu müze ücretsizdir eğer isterseniz bağış yapabilirsiniz. Burası arkeoloji ve etnoloji müzesidir yani burada tablo bulamazsınız eğer önemli tabloları görmek istiyorsanız doğru adres “Trafalgar Square” deki “National Gallery” dir.

Hazır “Soho” bölgesindeyken gecenizi de burada geçirebilirsiniz. Soho Londra’nın gece hayatının en sıkı olduğu yerlerden birisi. Bu bölgedeki birçok Gay Bar sizi şaşırtabilir. “Charing Cross” ve bunu kesen “Shaftesbury Avenue” ve bunlara dal vermiş birçok sokaktan ibaret burası. “Chinatown” da burada yayılmış 4-5 sokaktan ibaret ve dünyadaki diğer örneklerine göre oldukça küçük bir alanda bulunuyor. Bu semtte çok başarılı Çin restaurantları bulunuyor, bazıları daha seçkin bazıları ise açık büfe şeklinde hizmet veriyor.

Piccadilly, Soho, Chinatown ve Covent Garden olmak üzere birbirine çok yakın hatta birbirine kaynamış yerler. Buralardaki yemek alternatifine gelince binlerce alternatif var desek yeridir. Mutlaka kendi bütçe ve zevkinize bir yer bulabilirsiniz. Biz Charing Cross üzerinde 114 numaradaki Chipotle Mexican Grill’de yedik şimdiye kadar yediğimiz en güzel burrito’ydu (9.95 £) diyebilirim, Margharitası’da hiç yabana atılır gibi değildi (4,5£). Oturup dinlenmek için de Charing Cross 43’deki (başka yerlerde de şubeleri var) Cafe Rouge çok iyi bir mekan.

Bu gece ya da başka bir zaman mutlaka bir gecenizi “Covent Garden”a ve etrafına ayırın. Covent Garden istasyonu ile ulaşabileceğiniz bu meydan her zaman hareketli ve keyifli bir yer. Burada da çok mekan ve mağaza var tabii ki. Covent Garden ile Thames Nehri arasında kalan bölgede çok sayıda tiyatro binası ve buralarda daimi olarak gösteri yapan müzikaller var. Biz bunların arasından (biraz da Kenya’dan yeni döndüğümüz için) “Lyceum Theatre” daki “Lion King” i seçtik. Çok çok başarılı bu gösteriyi tavsiye ederiz.

Covent Garden’ın önemli noktalarından birisi de “London Transport Museum” dur. Londra toplu taşımacılığının tarihini öğreneceğiniz bu müzede eski bir taramvaya binebilir ya da similasyonla kırmızı otobüsleri kullanabilirsiniz (ücretli, 17£). Eğer giriş ücreti fazla gelir ve girmezseniz mutlaka müzenin mağazasını gezin çünkü oldukça farklı ve eğlenceli.

Covent Garden tarafında yemek yiyecekseniz “Shake Shack” hamburgerlerini beğeneceksiniz, Covent Garden içerisindeki dondurmacı “Venchi” çok çok başarılı.

“Covent Garden” ile “Soho” arasında “Long Acre” caddesi üzerindeki “Stanford” u kaçırmayın; Dünyanın en büyük harita mağazası olan bu yerde gezi adına ne varsa bulabilirsiniz. Biz buradan Avustralya ve Yeni Zellanda kitaplarını aldık; evrene mesaj yolluyoruz 🙂

Londra’da bir tam gününüzü Thames Nehri kıyısına ayırmanızı tavsiye ederiz. Bu gezinin başlangıcı için en iyi nokta “Blackfriars” metrosudur. Buradaki aynı isimli köprü ırmağın iki yakasını birbirine bağlayan 3. köprüdür ve 1869 tarihlidir. Nehrin ilk köprüsü 1738 tarihli “London Bridge”, ikinci köprü Blackfriars Köprüsünün şu andaki yerinde bulunan 1769 tarihli köprüdür. Basık çelik kemerlerden oluşan bu köprünün altındaki freskler köprünün ve etrafındaki yapıların yapımını anlatır. Köprünün çıkışında eski demiryolu şirketinin görkemli amblemi ile karşılaşırsınız. Buraya kadar metro ile gelip aynı isimli köprüden karşıya geçerseniz ilk durağınız “Millennium Bridge”ın tam karşısındaki “Tate Modern” olacaktır. Adından da anlaşılacağı gibi burası Londra’nın gururu olan modern sanatlar müzesidir. Burada daimi ve geçici sergiler bulunmakta eğer modern sanat ile ilgileniyorsanız kaçırmamalısınız. Şeklinin bir fabrikayı andırması dikkatinizi çekecektir çünkü Bankside Elektrik Santrali’nin içi boşaltılıp burası “Tate Modern” e dönüştürülmüştür. Merkezdeki 35 metrelik türbin alanları geçici sergilere ev sahipliği yapmaktadır (ücretli; sergiler 16-17 £ civarı)

Tam karşısında olduğunu söylediğimiz bir balık kılçığını andıran 350 metrelik çelikten sadece yayalar için yapılan asma köprü “Millenium Bridge” adı üzerinde 2000 yılında açıldığında yayalarda bile sallanınca hemen kapatılmış ve bir süre sonra güçlendirilerek tekrar açılmıştır.

Nehir kenarında “Tower Bridge”e kadar sürecek olan bu gezinizde 2. durağınız “Shakespeare’s Globe” dur. Burası Shakespeare’ın tiyatrosu olan “Globe” un yeniden inşaasını anlatan bir müzedir. Müzenin tekrar inşaası için 17. yy’dan kalma malzemeler kullanılmış ve restorasyon on yıl sürmüştür (ücretli 17£).

Artık sonraki durağınız “Vinopolis” (Şarap Merkezi) bir şarap uzmanı ile yapacağınız gezi esnasında birçok şarabın tadına bakma şansı bulabilirsiniz. (Ücretli)

Biraz ilerde “London Dungeon” sizi bekliyor olacak. 10 yaşından küçüklerin giremediği bu müzede ülkenin tarihinin korkutucu ve karanlık bazı olayları burada animasyonlar, balmumu heykellerle vs canlandırılır (ücretli,24£). Benzeri Madamme Toussaud Müzesinde olduğu için çok gerekli olduğunu düşünmüyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Zeynep Ayyüce dedi ki:

    Çok güzel bir gezi yazısı. Ben Londraya 4 defa gittim ama bu anlatımla tekrar gezeceğim. Teşekkürler.

    1. Engin Ersöz dedi ki:

      Teşekkürler Zeynep Hn; şimdiden güzel bir Londra gezisi dileriz o zaman 🙂

  2. Aliye Kırtız dedi ki:

    Ben de 1994 te gitmiştim Otel Oxford Streete yürüme mesafesinde idi Mark Spancer Türkiye’de yoktu Madam Tusso gördüğüm en güzel mumya müzesi olmasina rağmen Atatürk’ümuzu hiç gercegine uygun yaoamamislardi :((

    1. Engin Ersöz dedi ki:

      Biz yaklaşık 2 sene önce tekrar gittik Aliye ve şu andaki mumya çok başarılı. Bildiğim kadarıyla o tarihteki farklıydı. Sayfada fotoğrafı var. Bu nasıl sence?

BİR YORUM YAZIN