Paris

14.12.2017
1,327 hit
Paris

Paris gerçekten gezi yazısı yazılması belki de en zor kent. Paris o kadar özel bir kent ki; tarih, sanat, eğlence, yemek, kültür herbiri açısından ayrı ayrı ele alınıp anlatılması gereken bir kent (tabii öyle bir niyetimiz yok!! bunun için kitap yazmak lazım)

Öncelikle Paris konusunda söylenecek şey çok kısa süreli bir seyahat çok iyi bir fikir değil Biz Paris’e gittiğimizde Eiffel Kulesine ancak 5. gün gidebildik. Düşünün ki Eiffel’e bile sıra 5. gün gelebildi. İdeali bence 5 gece, 2-3 günlük turlarda ise ancak Paris’in havasını almış sayılırsınız.

Paris’in en sık kullanılan havalimanı Charles de Daulle (CDG ya da Roissy olarak bilinir). Genelde tüm uçaklar (THY ve Airfrance dahil) Terminal 2 ye iniyor. Terminal 2 den şehire ulaşmak daha kolay Terminal 1 e indiyseniz ücretsiz ring raylı sistem ile Terminal 2 ye ulaşabiliyorsunuz . Terminal 2 ye ulaşmanız RER treni ile şehire gidecekseniz gerekli aksi durumda terminal 2 ye geçmenize gerek yok. Terminal 3 ise sadece charter seferler için kullanılıyor. Havaalanına indiğinizde şehire transfer için birkaç alternatifiniz var.

Paris Ulaşım Rehberi

Taksi:

Taksi en pahalı seçenek; sadece arkaya 3 kişinin alındığı bagajın ücrete tabii olduğu taksi için ortalama olarak 50 euro civarında bir ücret ödersiniz ve bunun yanında bir de bahşiş beklenir.

Shuttle:

Bu alternatif seçilmesi makul bir yol. Birçok şirket bunun için internet üzerinden hizmet veriyor. Ücretler tek yön için tek kişi 18-25 euro aralığında. Bize göre en iyi seçim bir türk şirketi olan Paris Dolmuşu. Şirket türkçe konuşabilmeniz açısından öne çıkıyor. Diğer hizmeti olan ve en bilinen şirket “Bluvan” bu şirketle de irtibata geçebilirsiniz. Eğer valiziniz bir adetten fazla ise shuttle alternatifini seçin çünkü (çoğunda olmakla beraber) bazı metro istasyonlarında yürüyen merdiven yoktur. Bu şirket ve benzeri şirketler sizi havaalanından otelinize kadar götürecektir. Eğer otelinizle yazışırsanız sizi karşılayacak bir araç da gönderebilirler. Bu hizmet de bazen kişi başı bazen araç başı ücrete tabii oluyor.

“Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil”

Epiktetos

RER + Metro:

Eğer valiziniz 1 adet ise seçmeniz gereken yol budur. Şehire giden RER adında tren ağı var. (tek yön 8.5 euro) bu sizi otelinizin yerine göre direkt olarak otelinize kadar götürebilir ya da ana metro istasyonlarından “Nord İstasyonu” nda inmeniz durumunda otelinizin en yakınındaki metro ağına bağlar (metro tek 1.4 euro 10 lu karne alınması halinde 1.1 euro). RER biletini ve metro biletini kullanması çok basit otomatlardan alabileceğiniz gibi gişelerden de alabilirsiniz. Bazı istasyonlarda ve geç saatlerde sadece otomat bulunabilir. Havaalanında pasaport kontrolünden sonra “paris per train” tabelaları sizi RER trenlerine götürüyor. RER tren biletleri aynı zamanda metroda da geçiyor dolayısı ile ilk ulaşım için ihtiyacınız olan sadece RER bileti. Paris metro sisteminde aşağıya indiğinizde kullandığınız bilet yukarı çıkana kadar yapacağınız tüm aktarmalarda geçerli. İstediğiniz kadar hat değiştirebilirsiniz. Bizim otelimiz “Notre Dame Katedrali” nin çok yakınında idi. RER trenleri de buraya kadar gittiği için aktarma yapmadan otele ulaştık.

Paris’te kısa süreli bulunuyorsanız Paris Visite kartlarında veya T-Ticket denilen biletlerden almanız gerekiyor. Eğer Disneyland gibi uzak mesafelere de gidecekseniz 6 bölgeyi de içeren kalış sürenize göre 3 – 5 günlük “Paris Visite” kartı çok avantajlı. Bu kart aynı zamanda bazı müzelerde, alışveriş merkezlerinde, nehir gezilerinde ve Disneyland’da indirim sağlıyor. Bu nedenle her yerde mutlaka kartı göstererek “indirim var mı?” diye sormakta fayda var. Eğer 5 gün ve üzeri kalınacaksa gezi programınıza göre 5 günlük Paris Visite Kart alıp (en uzak mesafe 5 günlük yetişkin ücreti 48,40 euro, çocuk ücreti 24,20 euro) diğer günler için T-Ticket (Onluk karneleri yaklaşık 5 euro daha ucuz ve herbir bileti farklı kişiler kullanabilir.) kullanmak daha avantajlı. 5 Günlük biletin ardışık 5 gün için geçerli olduğu unutulmamalı, 5. günün sonunda geçersiz olacağı göz ardı edilmemelidir. Bileti makinaya ilk sokup kullandığınızda süreniz başlar. Örneğin 6-7 gün kalacaksanız bir tek tekli havaalanından şehire ulaşımda 8 euroluk biletleri kullanmak da gerekebilir.

Paris 1-20 arasında 1=merkez olmak üzere, numara büyüdükçe merkezden ulaşacak şekilde numaralandırılmış bölgelerden oluşuyor. Dolayısı ile otelinizin bölgesi önem taşıyor biz 5. bölgede “Latin Querter” bölgesinde konakladık. Otelimiz 3 * “Saint German Claude Bernard” idi. Temiz, yeterli büyüklükte odaları olan, kahvaltısı avrupa standartlarına göre çok iyi olan tavsiye edilebilir bir oteldi. 2 kişilik odanın fiyatı vergi ve kahvaltı dahil 2 kişi için 108 euro idi ama sanırız daha sonradan fiyat artmış. Herşey bir yana otelin lokalizasyonu inanılmaz iyi. Zaten bu bölge çok emniyetli gece istediğiniz saate kadar dışarıda olabileceğiniz bir bölge. Biz Paris ilk gidişimizde “Pigalle” de kalmıştık ve çok memnun kalmadığımız geceleri emniyetin düştüğü bir bölge idi. Bu seferki otelimiz ise “Notre Dame” a 300 m. “Sorbonne Üniversitesi” ne 50 m mesafede idi ve çok memnun kaldık. Ama yine de buraya giderseniz (şehir merkezi avrupa otellerinin standartları doğrultusunda) beklentiniz fazla olmasın. Bu arada asansörün 1 kişilik olduğunu söylemeliyim.
Paris’e son gidişimizde de “Montparnesse” bölgesinde “Ibis Alesia” da kaldık bu otel de lokasyonu ve kahvaltısı ve diğer özellikleri ile tavsiye edilebilir bir oteldi.

Bu arada seyahatimiz ile ilgili aktarmak istediğimiz bir konu “Alitalia” ile ilgili çok sıkıntı çektiğimiz olamalı. Bize hizmet kalitesinin çok düşük olduğu söylenmesine rağmen çok dikkate almadık ama gerçekten 4 uçuşun hepsinde; uçuş iptali, aktarmalı uçağa yetiştirememe, rezervasyonu görülmemesi, parisde 2. uçuş için verilen boarding pass’lerin geçersiz olması gibi hiç yaşamadığımız sorunları Alitalia sayesinde yaşadık. Size THY ya da Airfrance tavsiye ederiz (Güncelleme: artık Airfrance İstanbul’dan Paris’e uçmuyor) Alitalia 4 uçuşun 3’ünü Airfrance’a devretti onlardan çok memnun kadık.

Paris gezilmesi metro nedeni ile çok kolay ama büyük bir kent. Dünyanın en gelişmiş metro ağlarından (bu arada gelişmiş ama özellikle “Pigale” bölgesinde çoğu yeri idrar kokan bir metro) birine sahip olan şehirde bir defa metroyu kavradığınız zaman heryere ulaşmak çok çok kolay ama mesafeler yürümek için çok fazla. Bir uyarı yapalım metroda yürüyen merdivenlerde sağa yanaşın yolu kapamayın bu orada alışılagelmiş birşey çünkü çoğu kişi yürüyen merdivende de yürüyerek sizi geçmek isteyecektir. Metro bileti 1,4 euro (10 luk kart 11 euro) ve yukarı yüzeye çıkana kadar istediğiniz kadar aktarma yapabiliyorsunuz ve aynı zamanda biletler otobüslerde de geçerli.

Paris’i kolay gezmenin iki yolu olabilir (yürümek en doğrusu ama vakit varsa!!) birincisi Sein nehri üzerinde gezi motorlarına binebilir Batobus firması: 12 euro) ve aralarında Notre Dame, Eiffel, Saint German, D’Orsay Müzesi gibi durakların olduğu 8 istasyondan istediğiniz istasyonda inebilir daha sonra tura devam etmek istediğinizde kaldığınız yerden diğer duraklar için tekrar devam edebilirsiniz (Hop on – hop off mantığı ile çalışan Sightseeing turları ile aynı mantıkla çalışıyorlar) Yine 2 katlı gezi otobüsleri de aynı mantıkla çalışır ve zamanınız yoksa hızlı bir gezi sağlarlar. (Lescarsrouges firması 24 euro) Bunlarla da değişik hatlarda istediğiniz durakta iner sonra kaldığınız yerden aynı biletle gün boyu devam edebilirsiniz.

Taksiler pek ortalıkta dolaşmaz telefonla çağırılır veya duraklardan binilir. Pahalıdır…bagajınıza extra ücret ve bahşis alınır sadece arka koltuğa 3 kişi alırlar (çok nadir yanına izin verir !!)

Paris'te Gezilecek yerler

Notre Dame” Paris’in görülmesi gereken en önemli yerlerindendir. Paris’in tam ortasındaki “Cite” denilen ada üzerinde 1163-1345 yılları arasında gotik tarzda inşaa edilen Victor Hugo’nun eseri Notre Dame’ın kamburu ile ünlenmiştir. Katedral içerisine 6.000 kişi alabilir. “Point Zero” (Paris’in merkezi sayılan metal plaka sıfır noktası) Katedralin dışında avlusundadır. Napolleon imparatorluk tacını burada giymiştir. Notre Dame’in herkes ön avlusunda oturur ve içerisini gezer ama esas güzel görüntü nehrin karşı tarafından ve arka bahçedendir. Mutlaka bu bölgelerden Notre Dame’ı görün. Katedrali gezmek ücretsizdir ancak içeride “Notre Dame Treasures” kısmı ücrete tabidir ve 3 euro karşılığında gezilebilir. Bu kısımda Papalara ve diğer din büyüklerine ait özel eşya ve mücevherler bulunur. Seyahatiniz pazar gününe denk geliyorsa pazar ayini için “Notre Dame”a yolunuzu düşürebilirsiniz.

“Eiffel” kulesi neredeyse Paris denildiğinde ilk akla gelen ve tabii ki her turistin görmeden dönmeyeceği yedir. Adını tasarımcısı Gustave Eiffel den alır. Eiffel neredeyse tüm Paris’den görülür 1930 yılında Chrysler binası yapılana kadar 320 m uzunluğu ile dünyanın en yüksek yapısı olmuştur. Uzaktan çok etkileyici olmamakla beraber altına gelince gerçekten devasa hali ile etkileyicidir. En önemli olay ise kuleye çıkmaktır. Kulenin her ayağında asansörleri ve 3 izleme platformu var. 1. kata 4.80 euro karşılığında çıkılıyor ama oraya çıkan kişi sayısı az çünkü oldukça altta kalıyor. 2.kata 7.80 euro karşılığında çıkılıyor ve oldukça tatminkar bir manzara sunuyor. 3.kata ise 12 euroya çıkılıyor ve burası zirve. Tavsiyemiz buraya çıkmanız. Artık caddelerin arasının harita gibi açık açık izlenebildiği bir yüksekliğe ulaşılıyor. 3.kata çıkmak için 2.kata çıkmanız ve oradan 3.katın asansörüne binmeniz gerekiyor. Direkt olarak 3. kata bilet alabileceğiniz gibi isterseniz 2. kattaki gişeden de aradaki farkı ödeyerek 3. kata çıkabiliyorsunuz. 2. katta fotoğraf çekimi için arada tel vs. olmayan güzel bir manzara var. 3. katta ise 2 ayrı kat var asansörden inilen ilk kat camla kaplı ve camın altında önceden çekilmiş fotoğraflarda nerenin ne olduğuna dair işaretler var. Merdivenlerden yukarı çıkarsanız tellerle kaplı (ama fotoğraf makinasının tellerin dışına çıkarılabildiği) bir kata ulaşıyorsunuz. Eiffel’e çıkmak için her zaman sıra oluyor (ortalama 45 dakika ile 2 saat arası beklemek gerekiyor).
Eğer beklemek istemezseniz alternatifi var; 2. kattaki “Jules Verne” restaurantın kendine ait asansörü var. Ama burada yemek yemenin de bir bedeli var (rezervasyon gerekli).

Paris’den bahsediyorsak “Louvre Müzesi” nden de uzunca bahsetmemiz gerekir. “Louvre” 1.200’lü yıllarda inşaa edilmiştir. Önceleri Kraliyet Sarayı olarak hizmet veren bina 1793 yılında müze olmuştur. St.Petersburg’daki Hermitage Müzesinden sonra en büyük 2. müzedir. 80’li yıllarda önündeki cam piramit eklenmiştir. Neredeyse tüm sanatçıların eserleri görülebilir. Tabii ki en önemlisi “Monalisa” (La Jaconte) dir. Louvre için çok hızlı bir tur için yarım güne ihtiyacınız var. “Yok ben tek tek incelerim” derseniz sürenin sonu yok!! Giriş 1989 yılında eklenen büyük piramitin içerisinden ve 12 euro. Eğer seyahatiniz ayın ilk pazar gününe denk geliyorsa Louvre ücretsiz (bizim 2. gezişimiz bu şekilde oldu) Hızlı geçecekler “La Jaconte” a (Monalisa) gider tabelalarını takip edebilirler. Şahsım adına çok etkilenmediğim bir tablo. Şahsen “Goya” nın eserlerini tercih ederim. Paris bizi beklediği için biz 2 girişimizde de 3-4 saatimizi ayırdık o kadar.

Louvre’un önünden devam ettiğinizde “Jarden de Tuileries” den (Tuileires Bahçeleri) ilerlediğinizde bahçeler sizi “Concorde Meydanı” na götürür. Eğer aralık ayında Christmas’a yakınsanız burada dev dönmedolap kurulur. Bu bölgeyi yukarıdan görmek ve bu deneyimi yaşamak için tavsiye ederiz (3 tur 9 euro).

“Concorde Meydanı” nın devamı ise sizi ünlü ve ünlü “Champ Elysees” (Şanzelize) ye götürür. Bu cadde bir ucu “Concorde Meydanı”n da bir ucu “Zafer Takı” nda dümdüz ve Paris’in en ünlü caddesidir. Biz ilk geldiğimizde yaz mevsimi idi ve çok özel gelmemişti ama Christmas zamanı gerçekten çok güzeldi.

“Zafer Takı” kazanılan zaferler adına dikilmiş bir anıt ve üzerinde bu zaferlerin kabartmaları var. “Zafer Takı” “Champs Elysees’in sonunda yer alıyor. Takın üzerine çıkarsanız cetvelle çizilmiş gibi düz 12 caddenin (en büyüğü Champs Elysees) kesiştiği yerde yer alan takın konumu daha iyi anlaşılır. Asansör de var ama yürüyerek çıkmanıza izin veriliyor.

Montmartre semtindeki (şehrin tek tepesi) “Sacre Coeur” Basilicasını görülmesi gereken diğer önemli bir yapı. Merkeze biraz uzak kaldığı için metro ile gitmelisiniz “Pigalle”de inebilirsiniz. Biraz yürüdükten sonra isterseniz uzun ve geniş merdivenlerin sonunda yer alan “Sacre Coeur” a merdivenlerden ya da “Funiculare Sacre Coeur” u kullanarak raylı sistemle çıkabilirsiniz (tek yön 1.90 euro) Ama bizce bu yapı kendisine ulaşmak için bu merdivenlerin çıkılmasını hak ediyor. Girişi ücretsiz olan Basilica şehrin en yüksek noktası olduğu için güzel de bir manzara sunuyor. Bu bölge “Montmare” şehirin seks merkezi sayılır; seks showları, peep showlar, seks malzemesi satan dükkanlar ve sinemalar buradaki “Boulevard de Clichy” da yer alır. Gece saat 23.00 den sonra sakat bir yerdir. Buralardaki seks showlara giriş yaklaşık 20 eurodur. Ancak içeride 1 bira 60 eurodur ve içmemenize pek sıcak bakılmaz…

Buradan ara sokakları takip ederek yine ünlü “Place du Tertre” (Ressamlar Meydanı) na ulaşırsınız. Bu meydanda ressamlar hem resim yapıyor hem de orada satıyorlar. Karikatüristçiler ve portre ressamları da var bu meydanda. Resim almak isterseniz ara sokaklardaki yağlı boya resim satan galerileri de gezmelisiniz daha makul fiyatlı olabiliyorlar.

Pont NeufyaniYeni Köprü” “Ile de Cite” adasını karaya bağlayan en eski köprüdür ve güzelliği ile diğerlerinden ayrılır. En eski köprü olmasına rağmen o tarihte yeni olduğu için adı yeni köprü olarak kalmıştır. “Pont Neuf” dan sonraki köprü olan “Pont des Arts” dan adaya doğru bakarsanız çok güzel bir manzara ile karşılaşırsınız. Ada büyük bir ada olduğu çin çoğu yerde ada olduğu anlaşılmaz ancak bu köprüden bakınca adanın varlığı ve yapısı çok net görülür. 1578 yılında III.Henri döneminde yapımına başlanan köprü IV.Henri zamanında bitirilebilmiş ve o da ölünce köprüye atlı bir heykeli yerleştirilmiş. Bu heykel Paris’in atlı ilk heykeli ve halka sergilenen ilk heykel olma gibi özellikler taşıyor. Bu köprünün yanında kitapçılar göreceksiniz bunların temeli ilk olarak 1670 yılında bu köprü üzerinde açılan küçük kitap dükkanlarına dayanıyor.

Pont Neuf’dan bahsetmişken Paris’in köprülerinden de biraz bahsetmek gerekir. Paris denince akla ilk olarak Notre Dame ve Eiffel gelse de Paris’de Rive Gauche (sol yaka) ve Rive Droitte’yi (sağ yaka) bir araya getiren 37 köprüsü en az onlar kadar önemlidir.

Paris’in en geniş köprüsü olan III.Alexandre Köprüsü 1900 yılındaki Expo Fuarı için yapılmış. Köprünün iki ucundaki 17 metrelik sütunların üzerinde Endüstri, Sanat, Bilim ve Ticaret’i simgeleyen dört adet Pegasus yani Kanatlı At bulunur.

“Ile de Cite” şehirin merkezinde “Sein Nehri”nin üzerinde bulunan Paris’de ilk yerleşimin başladığı yerdir. “Notre Dame” Katedrali de bu ada üzerindedir. Buradaki Cite ve Sait Louis adacıklarını birbirine bağlayan Saint Louis Köprüsü diğer önemli bir köprüdür. Diğer önemli köprüleri Archeveche Köprüsü, Pont Au Change olarak sıralanabilir.

 

Paris hakkında yapmadan yada görmeden dönmeyin denebilecek birşey varsa o da Lido ya da Moulin Rouge birini mutlaka izlemeniz. “Moulin Rouge” ve “Lido” şehrin önemli kabereleri. Şehrin tek tepesi olan Montmartre üzerindeki “Moulin Rouge” biraz daha erotik ama program eskimiş denebilir. Bizim tavsiyemiz kareografisini 9 milyon euro gibi bir rakam harcayarak yenilemiş olan “Lido” Champ Elysees üzerinde olan Lido’da gösteri izlemek 106 euro kişi başı (2 kişi için 1 şişe güzel denebilecek bir şampanya fiyata dahil) eğer “seyrederken yemek de yemeliyim” derseniz o zaman oturduğunuz yere göre 200-300 euro civarında bir ödeme yapmanız gerekecek. Bizim tavsiyemiz gezi ücretine mutlaka 106 euroluk Lido payını ekleyin ve Paris’e öyle gidin. Biletinizi gündüz almanız gerekiyor. Fotoğraf ve video kesinlikle yasak.

La Defense” şehirin modern kısmı ve finans merkezidir. Görülecek çok fazla birşey olduğu söylemenemez ama eğer vakit varsa Paris’in tarihi kısmının değerini anlamak için “Grand Arch”ın olduğu ana meydana ve önündeki “Christmas Market” e 1-2 saat ayırmak yerinde olur.

Château de VersaillesVersay Şatosu’na gitmek için RER’in C hattına Versailles–Rive Gauche (Château de Versailles ) yönünde binip son durakta inmek gerekiyor. Ancak burada da aynı yönde Saint-Quentin-en-Yvelines adında başka bir son durak var. Karıştırılmaması, gelen trenin son durağının hangisi olduğuna ışıklı panodan dikkatli bakılması gerekiyor. Ayrıca Champ de Mars istasyonunda aktarma yapmak gerekebiliyor. Girişte hem bilet için hem de müzeye girmek için çok sıra oluyor. Eğer 2 ve daha fazla kişi iseniz birkaç kişi önceden müzeye giriş sırasına girsin 1 kişi biletleri alıp onun yanına gitsin böylelikle yaklaşık 1 saat kazanırsınız. Girişler yetişkinler için 25 euro, çocuklardan ücret alınmıyor. Bina ve bahçeyi gezmek tam bir günü alıyor. Bence binanın dıştan görünümü ve bahçesi, sarayın içinden daha etkileyici. Eğer isterseniz sarayın bahçesinde elektrikli arabalar bulunuyor bunları kiralayıp gezebilirsiniz. Ancak zamanınız kısıtlı ise bu işe hiç girmeyin çünkü araçla bile zaman alıyor. Bu araçları kiralamak için ehliyetinizin yanınızda olması gerekiyor. Araçlar 4 kişilik ve 1 saatlik ücret yaklaşık 30 euro civarıydı.

Napolyonun mezarının içerisinde olduğu “Dome Katedrali“, Champ Elysees üzerindeki “Grande Palace” ve “Petit Palace”, “Disneyland”, “Pompedion Kültür Merkezi” “Pantheon”, “Tracadero”, “Sorbonne Üniversitesi”, “D’Orsay Müzesi” görülmeli, hava güzelse (kötüyse de !!) “Lüksemburg Bahçeleri” nde hiç birşey düşünmeden dolaşılmalı.

Paris tarih dolu bir kent olduğu için sayılamayacak kadar gezilmesi gereken tarihi bina ve müze var.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN