Dublin

24.01.2019
1,309 hit
Dublin

İrlanda’nın başkenti Dublin’e Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’dan tren ile geçtik. İlk karşılaşmanızdan itibaren beğeninizi kazanacak bir şehir Dublin ya da Belfast’ın karamsar ortamından sonra iyi geldi bize. Birçok araştırmada en rahat yaşanabilecek şehir ya da en mutlu olunan şehir gibi unvanları alan Dublin güzel bir şehir ama bize bu yorumlar biraz abartılı geldi. Dublin’e İrlandalılar resmi olarak Baile Átha Cliath veya Áth Cliath diyorlar. İngilizce adı Dubh Linn “siyah havuz” anlamına geliyor.

İlk olarak Kuzey İrlanda ve İrlanda’yı (Resmi olarak İrlanda Cumhuriyeti) karıştırmamanızda fayda var çünkü iki tarafta bu karışıklıktan pek hoşlanmıyor. İki ülke de İrlanda Adası’nda bulunuyor ama Kuzey İrlanda Birleşik Krallığa bağlı iken İrlanda tam bağımsız bir ülke. İrlanda Adası, Birleşik Krallık, Büyük Britanya gibi kavramları yerli yerine oturtmak için ilgili yazımızı okumalısınız.

Yakın zamanda İskoçya, Galler, İngiltere gezisi yaptığımızdan bir daha vize ile uğraşmamak için İrlanda ve Kuzey İrlanda’yı da görmeye karar verdik. Bu arada İrlanda EU ülkesi olduğu için burada Kuzey İrlanda’nın aksine Euro geçiyor. Resmi dil İrlandaca ama tabii ki İngilizce de konuşuluyor. Hatta herkes İngilizce konuşuyor desek yeridir. Şansı simgeleyen 3 yapraklı yonca ülkenin sembolü denilebilir. Yapraklar da dini temalı; Baba, Oğul ve Kutsal Ruhu simgeliyor. İrlandalılar doğuştan şanslı olduklarına inanıyorlar, Irish Luck (İrlandalı Şansı) diyorlar buna.

Sıcakkanlı, yardımsever ve eğlenceli insanların şehri olan Dublin, Pub’ları ile meşhur ve şehirde 600’den fazla Pub bulunuyor. Gece geç saatlere kadar açık bu publara sık sık uğramalısınız İrlanda insanını anlamak için. Kentin tümünde abartılı sayıda restorant, bar ve pub var ve hepsi her akşam dolu. Birçok mekana girdiğinizde ya rezervasyon olmadığı için kabul edilmiyorsunuz ya da uzun bir bekleme listesi oluyor önünüzde.

Bağımsızlığını almadan önce Birleşik Krallığın bir parçası olan İrlanda’da 1800’lü yılların sonlarında bağımsızlık ateşi yanmaya başlamış ama 1916 yılında yaşanan Postane Baskını’ndan sonra İngiltere-İrlanda Savaşı başlamış ve merkezi Dublin olmuş. İsterseniz kısaca Postane Baskını’nı anlatalım; 1916 İrlanda Postane Baskını İrlanda bağımsızlık mücadelesi için önemli bir safha. 24 Nisan 1916 yılında İrlandalı direnişçiler büyük bir ayaklanma başlatmışlar (Paskalya Ayaklanması) yaklaşık 2.000 gönüllü ile başlayan direnişe İngilizler çok sert cevap vermiş ve 16.000 askeri, ağır silahlar ve deniz gücü ile saldıran İngilizler çoğunluğu sivil 500 İrlandalıyı öldürmüşler. Ayaklanmanın önde gelenleri Dublin Genel Postanesi’ni ele geçirmiş ve bu sembolik bir önem kazanmış. Gönüllüler Postaneye İrlanda bayrağını çekerek bağımsızlıklarını da ilan etmişler ve başlayan bu sürecin sonunda İrlanda 1922 yılında bağımsızlığını kazanmış.

Dublin Kalesi

Dublin Kalesi

Nasıl Gidilir

THY’nın direkt uçuşları Dublin’e ulaşmak için en kolay yol. Bizim gezimiz Kuzey İrlanda-Belfast’a inmek oradan tren ile Dublin’e geçmek şeklinde olduğu için KLM’yi tercih ettik çünkü THY Belfast’a uçmuyor. Bu tren yolculuğu ile ilgili detaylar Belfast sayfamızda.

Vize

İrlanda Avrupa Birliği Üyesi ama Schengen bölgesine dahil değil yani buraya gitmek için İrlanda vizesi almanız gerekiyor. Eğer Birleşik Krallık vizeniz varsa ve son 6 ayda Birleşik Krallığa girdiyseniz bu vize ile İrlanda’ya da girebiliyorsunuz. Bu tüm ülkelere tanınmış bir hak değil. İçlerinde Türkiye’nin de olduğu 9 ülkeye özel bir anlaşma ile verilmiş bir imtiyaz. Eğer Belfast’dan tren ile geçerseniz pasaport kontrolü yapılmıyor genellikle.

Ulaşım

Şehrin 12 km uzağında bulunan Dublin Havalimanına indiğinizde şehre ulaşmak için seçenekleriniz şu şekilde:

Airlink Express (Express Public Coach)
Dublin Bus tarafından işletilen Airlink Express otobüslerinin 747 nolu otobüsleri ile direkt şehir merkezine ulaşılıyor. Express bir servis olduğu için az durağı var; Otobüs terminali olan Busaras, O’Connell Street ve son olarak Heuston & Connolly Tren İstasyonunda duruyor. 747 nolu hatta otobüsler her 15-20 dakikada bir kalkıyor ve yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Hizmet saatleri 05:00-23:30 arası ve tek yön 6 pound. Araçta ödeme var ve para üstü verildiği için tam ücret vermeniz gerekmiyor.

Aircoach (Express Private Coach)
Bu özel bir servis ve 24 saat hizmet veriyor. Aircoach’un Şehir merkezine ve Güney Dublin’e servisleri var. Şehir merkezi için 700 nolu otobüse binmelisiniz. Otobüs şehir merkezinde birçok zincir otelde duruyor. Ücret 7 pound ve yolculuk yaklaşık 30 dakika sürüyor. Bu araçta da para üstü verildiği için tam ücret vermeniz gerekmiyor

Dublin Bus
Dublin Bus otobüs şirketinin 16 nolu hattı Ballinteer’e, 41 nolu hattı Lower Abbey Street’e ve 102 nolu hattı Sutton Station’a gidiyor. Birçok turist bilmiyor ama en ucuz alternatif olan Dublin Bus da iyi bir seçenek. Doğru otobüse bindiğinize emin olmak için otobüs şoförüne parayı uzattığınızda city center please derseniz eğer yanlış otobüsdeyseniz sizi uyaracaktır. 40 dakikalık yolculuk için ücret 3,30 pound ve şoför para üzeri veremiyor bu nedenle tam ya da 3,50 pound gibi yakın bir rakam vermeye gayret edin.

The Airport Hopper
Bu şirket de Dublin Havalimanından Maynooth & Tallaght, Liffey Valley, Lucan, Clondalkin bölgelerindeki otellerde duruyor.

Cityscape
Bu şirket de Dublin Airport ve Dundrum Town arasında direkt express hizmet veriyor.

Tüm bu otobüsler Terminal 1 çıkışında bulunuyor.

Dublin Kalesi

Coach House’dan Dublin Kalesi

Nereler Gezilir

Dublin yürüyerek kolayca gezilebilecek düz ve çok büyük olmayan bir şehir. Tarihi 1204 yılına uzanan Dublin Kalesi (Caisleán Bhaile Átha Cliath) Dublin’in en önemli yapılarından. Savaş yıllarında İngiliz yönetimi bu kaleyi merkez olarak kullanmış.

Zaman içerisinde Kale, Kralın Sarayı, Hapishane, Hazine Dairesi, Mahkeme olarak kullanılmış. Günümüzde iki müzeye ve bazı devlet dairelerine ev sahipliği yapıyor. Kale’nin kafeteryasının yanındaki kapıdan çıkıp geçitten geçerek Coach House‘a ulaşabilirsiniz. Çarşamba günleri ücretsiz olan Kale’nin normal giriş ücreti 7 euro, rehberli tur ise 8,5 euro.

Christ Katedrali

Christ Katedrali

Kale’nin hemen yanında Christ Katedrali bulunuyor. Katedral İrlanda’nın koruyucusu 1220 yılında yapılmış. Giriş 7 euro olunca zaten Kilise ve Katedralden bıkmış olduğumuz için hemen pas geçtik. Ama bahçesi ve bahçesinde bankta uyuyan bir kişiyi tasvir eden heykel görülmeli. Tüm Hristiyan alemi için önemli ama özellikle İrandalılar için daha da önemli Aziz Patrick. Biz Malta’da Aziz Patrick Günü’ne denk gelmiş ve ilginç kutlamaları izleme fırsatı bulmuştuk.

Molly Malone

Molly Malone

Aziz Patrick Katedraline giden yol üzerinde ara bir sokağa sıkışmış olan Molly Malone‘u da görmelisiniz.

St.Patrick Katedrali

St.Patrick Katedrali

Diğer önemli bir Katedral de St.Patrick Katedrali. Bu katedral İrlanda Kilisesinin ve Roma Başpiskoposluğunun İrlanda ikametgahı olarak kabul ediliyor. 1030 yapımı olan katedral aynı zamanda şehrin en eski dini yapısı durumunda. İlk burayı görsek Dublin Kalesini burası zannederdik katedral kaleden çok daha görkemli.

Gelelim Trinity Collage’e; şüphesiz Dublin’in en önemli yapılarından birisi bu Trinity Collage ve içerisindeki Kütüphane. Üniversite 1592 yılında İngiltere’deki Oxford ve Cambridge model alınarak Elizabeth I tarafından kurulduktan sonra yüzyıllarca İrlanda’da bir İngiliz kültür kalesi olarak kalmış. Roma Katoliklerinin 1753’den sonra girmelerine izin verilmesine rağmen, koleje kayıt konusundaki kısıtlamalar 1873’e kadar devam etmiş. Kadınlar ilk olarak 1904’te tam olarak koleje kabul edilmiş ama 1970’lere kadar Katolikler sadece Dublin Başpiskoposundan özel bir destekle üniversiteye girebilmişler.

Trinity Collage

Trinity Collage

Ancak bugün, öğrenci nüfusun %70’ini Katolikler oluşturmakta. Yapı tümüyle çok özel ama yine de özel ilgi çeken bazı kısımları var. Bunların başında 1712 yapımı Eski Kütüphane ve içerisindeki 200.000’den fazla kitaba ev sahipliği yapan Uzun Oda ismindeki kütüphanesi geliyor. Diğer önemli kısımlar Douglas Hyde Gallery ve Museum Building olarak sıralanabilir. Kütüphanede Dunyanin en eski yazıtlarından olan Book of Kells görülebiliyor. Trinity Kolejine giriş ücretsiz ama  Kütüphaneyi gezmek için 14 pound ödemek durumundasınız tabii ki. Oscar Wilde, Jonathan Swift, Samuel Beckett gibi ünlü isimlerin Trinity College mezunu olduğunu hatırlatalım.

Trinity Collage

Trinity Collage

Üniversiteye bir dizi zarif dörtgenle Front Gate’den giriliyor ve burası güzel havaların olduğu yaz öğleden sonraları kriket maçlarına ev sahipliği yapan kolej Parkı’na çıkıyor. Şehirdeki modern mimarinin en güzel örneklerinden olan Fellows Meydanı’ndaki Berkeley Kütüphanesi’ni ve Front Square’deki College Chapel’i de ziyaret etmelisiniz.

Aslen Dublin’deki şehir surlarının dışında, All Hallows’in Augustinian Manastırının binalarında kurulmuş olan Trinity, kısmen, İrlanda’daki Tudor monarşisinin egemenliğini pekiştirmek için kurulmuş. Trinity daha donra Dublin içerisine taşınmış ve eski İrlanda Meclisi’nin karşısındaki yeni yerine kurulmuş. Akademik olarak Trinity, hem lisans hem de lisansüstü seviyelerinde derece ve diploma dersleri sunan 24 okuldan oluşan üç fakülteye ayrılmış durumda. İrlanda’nın en iyi üniversitesi olarak sıralanırken, 2008 THES – QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda dünya çapında 49. sırada.

Trinity College Kütüphanesi, İrlanda ve Birleşik Krallık için 4.5 milyondan fazla basılı cilt ve önemli miktarda el yazması (Kells Kitabı dahil), haritalar ve müzik içeren bir yasal depo kütüphane denilebilir. Ancak Trinity’nin en büyük hazinesi, belki de Dublin’deki en güzel iç mekân olan ve Book of Kells (Kells Kitabı) adı verilen ortaçağ el yazmasının da bulunduğu kubbeli Uzun Oda.

Temple Bar

Temple Bar

Tüm publar hoş ama en popüler olanı Temple Bar. Yer bulmak ve oturup birşeyler içmek oldukça güç burada. Temple Bar, barın adı değil Dublin’in merkezindeki Liffey Nehri’nin güney kıyısında yer alan bir bölge. Onu çevreleyen alanların aksine, Temple Bar, birçok dar Arnavut kaldırımlı sokak ile, ortaçağ havasını korumuş. Burası Dublin’s Cultural Querter olarak anılıyor ve turistler arasında popüler olan canlı bir gece hayatı var bölgenin.

Bu alan kuzeydeki Liffey Nehri, güneyde Dame Sokağı, doğuda Westmoreland Caddesi ve batıda Fishamble Caddesi ile sınırlanmış durumda. Muhtemelen adını 17. yüzyılda bölgede yaşayan Temple ailesinden almış. 1609 yılında Trinity College’de bir Sir William Temple olduğu biliniyor. Temple Bar isminin en eski tarihi referansı ise 1673 tarihli bir haritada yer alması. 19. yüzyılda, bölge popülaritesi yavaş yavaş azalmış ve 20. yüzyılda, birçok terkedilmiş bina ile kentsel bozulma yaşanmış.

1980’lerde, devlete ait nakliye şirketi Córas Iompair Éireann, bölgedeki malları satın almayı ve yıkmayı ve yerine bir otobüs terminali kurmayı önermiş. Bu, planlama aşamasındayken, satın alınan binalara bölgeye küçük dükkanlar, sanatçılar ve galeriler çeken düşük kiralarla yerleşmişler. Bölge sakinleri ve tüccarlar tarafından yapılan protestolar, otobüs istasyonu projesinin iptal edilmesine yol açmış. 1991 yılında hükümet, Temple Bar Properties adlı kar amacı gütmeyen bir şirket kurarak bölgenin yenilenmesini Dublin’in kültür merkezi olmasını hedeflemiş. 1999’da “Stag Parties” ve “Hen Nights” tarzı eğlenceler sarhoşların davranışları bölge huzurunu bozduğu için Temple Bar’da yasaklanmış. Bu toparlanma sonrası Temple Bar Bölgesi yine popüler günler yaşıyor.

Guinness birası adeta şehir ile özdeşleşmiş, şehrin her yerinde rastlamak mümkün. Guinness’ı (Genes okunur) biz daha çok Rekor Kitabı ile tanırız. Esasında bu iki Guinness aynı. Bu rekor hikayesinin çıkış noktası da bir hayli ilginç. İrlandalılar publarda sık sık bazı konularda iddiaya girer ve tartışırlarmış; en uzağa kim tükürebilir, en çok birayı kim içebilir gibi.  En çok içilen bira olan Guinness de en çok iddiaya girilen konuları ve bu konuda kimin en iyi olduğunu bir araya getirerek bir dergi bastırmış ve publara dağıtmış sonra da bunu rekorlar değiştikçe güncellemeye başlamış. Daha sonra bu dergi gelişmiş ve bir rekorlar kitabı haline gelmiş.

Guinness ve bira hakkında detaylı bilgi almak için mutlaka Guinness Storehouse’a gitmelisiniz. Burası bir bira müzesi 7 katlı binanın her katında bira hakkında ayrı bir şey öğreniyorsunuz. 7. katta ise sizi 360 derece panoramik Dublin olan Gravity Bar bekliyor. Girişte her zaman uzun kuyruklar oluyor ama içeriye gruplar şeklinde aldıkları için kuyruk hızlı bir şekilde eriyor. Giriş 25 euro buna içeride içeceğiniz 1 bira ya da 3’lü tadım seti dahil. 25 euro oldukça fazla ama Dublin’e yolunuz düşerse mutlaka burayı görmelisiniz garanti veriyoruz çok şey öğrenecek, eğlenecek ve pişman olmayacaksınız. İyi haber internet sitesinden alırsanız 18,5 euro ödüyorsunuz 🙂

Dublin'in Eski Şehir Duvarı

Dublin’in Eski Şehir Duvarı

Guiness Storehouse yolu üzerinde Dublin’in eski şehir duvarlarından kalan bir örneği de görmek mümkün ama biraz dikkatli olmanız lazım.

1838’de İrlanda’nın en büyük bira fabrikası olan Guinness ve 1914’te 64 dönümlük alanla dünyanın en büyüğü olmuş. Artık dünyanın en büyük bira üreticisi değil tabii ki. Bira fabrikası da kendi enerji santralini kullanarak kendi gücünü yaratmış. Müze 14 milyon litrelik bir Guinness camı şeklinde 7 kata yayılıyor. Gerçek bira fabrikası şehrin farklı bir bölgesinde ve kamuya açık olmasa da, deponun yeni sergi alanı şirketin 200 yıllık tarihini özetliyor ve birçok bira sırlarını ortaya koyuyor. Google maps’de iki Guinness binası var fabrika ile karıştırmayın. Gerçi o kadar çok yönlendirme tabelası var ki bulamamanız çok zor. Faaliyet saatleri mevsimsel olarak değişiyor, tıklayın.

İskoç viskisi kadar olmasa da İrlanda viskisi de ayrı bir öneme sahip. Üç kere distile edilmesi ve yapımında kullanılan tahılların kapalı ateşte kurutulması ile scotch’dan ayrılan İrlanda viskisi bu proseslerin sonucu olarak daha hafif ve scotch’daki yanık kokusu hissedilmiyor. Bu bazı viski severler için güzelken bazıları için hiç makbul değil.  Bushmills , Jamesson ve Tullamore  en bilinen markalar. Birçok distillery var İrlanda’da ama viski konusu ilgi alanımızda olmadığı için biz buralara gitmedik.

Nehrin Kuzeyi yani Dublin’in kuzey bölgeleri, nehrin güneyinden göç eden ya da 1801’de Birlik Yasası’ndan sonra Londra’ya giden profesyonel orta sınıflar tarafından terk edildikten sonra hiçbir zaman gerçekten iyileşememiş. Avrupa’nın en kötü şehir gecekondularına ev sahipliği yaptıktan sonra, zaman değişmeye başlamış ancak Lusey’in güneyindeki bölgelerdeki gelişmeye kıyasla iyileşme hala nispeten yavaş bir şekilde olmakta.

O’Connell Caddesi’nin doğusu, 1921 tarihindeki olaylarda Sinn Fein destekçileri tarafından ateşe verilen Custom House Quay bulunuyor. Custom House, mimar James Gandon’un 18. yüzyıl başyapıtı ve uzun zaman İngiliz sömürgeciliğinin güçlü bir simgesi olarak kabul edilmiş. Şu anda kıyıda gördüğümüz etkileyici, sütunlu dizili yapının son restorasyonu 1991’de tamamlanmış. Bina şimdi devlet dairelerine ev sahipliği yaparken, zarif iç bölümleri halka açık. Gümrük Evi, özellikle geceleri aydınlatıldığında etkileyici oluyor. Gündüz ise bakır kubbenin ucunu süsleyen İrlanda’nın 14 büyük nehirinin tanrılarını temsil eden heykel görülmeye değer.

Burada her yıl yeni yıl konseri düzenleniyor ve yeni yıla girerken havai fişek gösterisi de burada yapılıyor. Konser güzel ama havai fişek gösterisinin tam bir hayal kırıklığı olduğunu söylememiz gerekir. Yeni yıla girmek Dublin’de özel bir güzellik taşımıyor bize göre. Yine de yeni yıla zaten Dublin’de girecekseniz New Year Festival adı altında yapılan bu organizasyon hakkında bilgi almak için tıklayın.

Biz yeni yıla girerken tecrübemiz olmadığı için yukarıdaki konser etkinliğini seçtik ama size tavsiyemiz Arlington Hotel tarafından düzenlenen Celtic Night’s adındaki Dans Show’a gitmeniz. Biz arkadaşımızın tavsiyesiyle bir gece önce bu showa gittik ve çok memnun kaldık. Celtic Dansı (Keltik olarak okunuyor) İrlanda müziği eşliğinde bir çeşit step dansı ve çok başarılı. Show öncesinde yemek servisi de yapılıyor ve gecenin tümü hem çok eğlenceli hem de çok dolu geçiyor.

Yeni yıl gecesi de bu show yapılıyor. Onun dışında Custom House önünde yapılan havai fişek gösterisi maalesef biraz hayal kırıklığı yaratıyor. Bizim konser biletimiz olduğu için bir gece öncesini aldık ama size yeni yıl gecesini tavsiye ederiz. Bilet almak için tıklayın. Bu arada Arlington Hotel’in her gece canlı müzik yapılan güzel bir pub’ı var ve otel çok merkezi konumda konaklama için Arlington Hotel ya da yakın bir oteli seçebilirsiniz.

O'Connell Street

O’Connell Street

O’Connell Street, Dublin’in ana caddesi. 1924 yılına kadar ‘Sackville Street’ olarak bilinen cadde 19.yy’ın başında heykeli O’Connell Köprüsü’ne bakan caddenin alt ucunda duran Daniel O’Connell’in adını verilmiş. Caddenin merkezinde 1818 yapımı General Post Office (Genel Postane) bulunuyor.

Grafton Street, Henry Street ile birlikte Dublin şehir merkezindeki iki ana alışveriş caddesinden biri. Grafton Street’i kesen caddelerden biri olan Anne Street’den girerseniz şemsiyeleri ile ünlü Anne Lane‘e ulaşırsınız.

Anne' Lane

Anne’ Lane

Arada bir konuya değinelim Dublin sokaklarında yürürken çok sayıda evsiz olduğu dikkatinizi çekiyor. Evsizlerinde ortak özellikleri genellikle içiyor olmaları ve çoğunun mental durumunda sıkıntı olması. Bu kadar medeni bir ülkenin bu konudaki duyarsızsızlığına çok anlam veremedik maalesef.

Grafton Street’in sonu sizi şehrin en önemli yeşil alanı olan St Stephen’s Green‘e götürür. Park, Dublin’in ana alışveriş caddelerinden biri olan Grafton Street ile  St.Stephens alışveriş merkezinin bitişiğinde. St.Stephens AVM’nin üst katında food court ve WC var. AVM ilginizi çekmese bile burayı görmelisiniz çünkü binası çok özel.

Buralarda yorulduysanız Amorino Gelato hemen alışveriş merkezinin karşı köşesinde. İlginç bir şekilde Dublin’de bir de Donut yeme alışlkanlığı var. Şehrin birkaç bölgesinde şubesi olan Rolling Donuts‘un bir şubesi de Amorino’nun tam karşısında. Seçiminizi yapın; Donut & Gelato?

Stephens Green’e kadar geldiyseniz biraz daha yürüyerek Merlion Square Park‘a kadar gitmelisiniz. Bu park ve Fitzwilliam Square’ı çevreleyen sokaklardaki Victoria tarzı evlerin renkli kapıları adeta Dublin’in simgelerindendir. Bu konuda birçok hikaye var. Burano, Buenos Aires gibi şehirlerde de anlatılan “sarhoş eve gelen erkeklerin evleri kolay bulması için farklı renklerde boyanan evler” Dublin’de “kapılar” olarak karşımıza çıkıyor. Pub kültürü Dublin’de çok yaygın olduğu için çok da mantıksız gelmiyor ama farklı anlatımlarda var bu kapıların neden farklı renklerde boyandığı konusunda.

Bir hikayeye göre bu farklı kapı renklerinin temelinde Dublinli edebiyatçılar George Moore ve Oliver St. John Gogarty var. İkisi de eve sarhoş dönüp birbirlerinin kapısını çalıyorlarmış. Sonunda Moore kapısını yeşil, Gogarty ise kırmızı boyamış. Başka bir görüşe göre de Gogarty evinin iç dekorasyonunu ancak yeşil bir dış kapının tamamlayacağına karar vermiş ve kapısını yeşile boyamış ve bu işin arkası gelmiş. Neden ve nasıl başladığı tartışmalı ama iyi ki başlamış ve devam etmiş çünkü Dublin’e çok özel bir hava katmış bu kapılar.

Kapıları görmek için Merrion Square kadar geldiyseniz mutlaka en az bir saatinizi hemen karşısındaki Natural History Museum‘a ayırmalısınız. Tamamı ile doldurulmuş hayvanlardan oluşan bu müze müzecilik adına biraz geri kalmış ama bu kadar çok çeşit hayvanı bir arada başka bir müzede göremezsiniz. Yakın zamanda bu müze için yeni bir bina yapılacakmış müzede yazılan bilgilere göre.

Dublin’in tarihi hapishanesi olan Kilmainham Gaol‘un tarihi önemi, milliyetçi idealleri için burada tutulan veya ölen erkekler ve kadınlardan geliyor. İrlanda’nın Bastille’i olarak tanımlanan Gaol ilk inşa edildiğinde önünde halka açık idamlar yapılmış 1820’lerden itibaren Kilmainham’da çok az idam gerçekleşmiş. Ancak noel ve yeniyılı birleştirerek uzun bir tatile girmişti hapishane bu nedenle gezemedik.

Edebiyat ve Dublin

Dublin dünyanın en büyük edebi şehirlerinden biri. Üç Nobel Ödülü sahibi – George Bernard Shaw, W.B. Yeats ve Samuel Beckett – bu şehirde doğmuşlar ve Nobel’i hiç kazanmamış en ünlü İrlandalı edebiyatçı olan James Joyce da bir Dubliner.

Bununla birlikte, modern İrlanda edebiyat eserleri Dublin’de 18. yüzyılda başlıyor. Trinity Koleji, yüzyılın en tanınmış yazarlarından üçünü üretmiş; dramatist Oliver Goldsmith, filozof Edmund Burke ve Gulliver’in Gezileri’nin yazarı Jonathan Swift. Ancak sadece Swift, Dublin’de kalmış; Goldsmith ve Burke, uzaklaşabildikleri kadar hızlı bir şekilde Londra’ya taşınmışlar ve yazarların gelmesi için bir emsal oluşturmuşlar. 19. yüzyılda, James Clarence Mangan, Dublin’in boş zamanlarında bazı en önemli şiirlerini üretmiş, Bram Stoker, Dracula’yı yazmış ve Oscar Wilde, gençliğini şehirde geçirerek İngiltere’ye uçmadan önce Trinity’de okumuş.

Shaw 1856 yılında şehirde doğmuş- o da Pygmalion ürettiği İngiltere’ye de gitmiş. Joyce Ulysses’i Dublin’de bir yaz gününde – 16 Haziran 1904’te, şimdi kentte Bloomsday olarak kutlanan bir tarihte yazmış. Beckett’ın Paris’e sürgüne gitmesine rağmen İrlanda’nın önde gelen yazarlarından bazıları kalmayı başarmış: Örneğin, Yeats, 1939’da ölümüne kadar yeni İrlanda Cumhuriyeti’nde kalmış ve savaş sonrası yılları, Flann O’Brien ve Patrick Kavanagh gibi yazarların ortaya çıkışını görmüş.

Bugün, İrlandalı edebiyatı daha popüler ve her zamankinden daha güçlü. Colm Toibin (The Heather Blazing), Anne Enright (The Portable Vigin), Roddy Doyle (The Committments), Jennifer Johnston (Babil’e kaç kilometre?), Dermot Healy (A Goat’s Song) ve Robert McLiam Wilson (Eureka) gibi romancılar uluslararası üne kavuşmuş.

Elbette bu yazarların hepsi kentin enerjik edebi sahnesinde önemli bir yer tutuyor ve başarıları Dublin’in edebi hayatının zengin dokusuna katılıyor.

Neler Alınır

Çok fazla alınabilecek birşey yok ama yün ürünleri olabilir. Bir de Caroll hediyelik eşya dükkanlarındaki ürünler oldukça kaliteli buradan Guinness bira bardağı ya da farklı Guinness ürünleri ayrıca yeşil şans getiren İrlanda’ya has birşeyler alınabilir.

Ne Yenir

O’ Connell Street üzerindeki SoMa‘daki Full House Breakfast’ı denemenizi öneririz. Bu sene içerisinde Galler, İskoçya, Kuzey İrlanda ve İngiltere’de İngiliz Kahvaltısı‘nı defalarca yedik ama kesinlikle bu en başarılısıydı.

English Breakfast

English Breakfast

İngiliz mutfağında bulunan bazı şeyler burada da var; İngiliz kahvaltısı, Haggis, bacon vs gibi ama “şu İrlanda yemeğini yemelisiniz mutlaka” diyebileceğimiz bir yemek yok. Restorantlar tüm dünya yemeklerini yapıyorlar ve genellikle oldukça iyiler.

Eğer benin gibi Gurme hamburgeri seven biriyseniz şehrin değişik yerlerinde şubesi olan GBK Hamburger’de bir hamburger yemelisiniz. Nerelerde şubesi var öğrenmek için tıklayın

Biz Dublin’e Kuzey İrlanda Belfast gezimizden sonra trenle geçmiş ve bu geziyi yapmıştık. Bu yazımızı da okumalısınız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN