Amsterdam

21.03.2018
761 görüntülenme
Amsterdam

Amsterdam; özgürlüğe yolculuk..  Amsterdam için Avrupa‘nın eğlence başkent’i diyebiliriz. Cafeler, gece klüpleri, striptiz barları, Red Light District bölgesi, uyuşturucunun yasal olarak kullanıldığı coffee-shop’ları ile benzeri pek olmayan bir şehir. Amsterdam’ı biraz daha iyi anlayabilmek için sosyal yapısından biraz bahsedelim; Amsterdam haneler olarak değerlendirildiğinde: % 54 hanede bir bekarın oturduğu, % 20 hanede evli ama çocuksuz bir çiftin oturduğu sadece % 15 hanede evli ve çocuklu ailenin oturduğu bilinmekte. Amsterdam cinsel tercihler açısından da Avrupa’nın genelinden daha özgür bir şehirdir. Halkın % 30-40’ını gay ve lesbienler oluşturmaktadır. İlk gay evliliğinin de burada yasal olduğunu hatırlatalım. Bu şehri gezmek için 4-5 gün yeterli olabilir (daha fazlasına kimsenin itirazı yok tabii ki ama pahalı bir şehir olduğunu hatırlatmakta fayda var)

Amsterdam da ne yapmalı ?

Gezi planını yürüme düşüncesine göre veriyoruz; esasında Amsterdam da bisiklet çok yaygın ve iyi bir fikir ama ilk defa şehri keşfeden birisi için çok iyi bir fikir gibi gelmiyor. Sık sık durmanız, müze, bina gezmeniz, fotoğraf çekmeniz veya yol sormanız gerekiyor dolayısıyla bisiklet ile gezi çok kesintiye uğruyor. Bisikleti her seferinde kilitlemek filan da cabası ama 3 günden fazla kalacaksanız bu saydığımız işler o zamana kadar biteceği için artık daha akılcı olabilir Yine de bisiklet kiralarsanız çok iyi kilitleyin ve sigorta yapan bir şirketten kiralayın çünkü bisiklet hırsızlığı çok yaygın hatta bisikletinizi kilitlediğiniz kısmı hariç geri kalan kısımları dahi alınabilir. Bisikletinizin yanına geldiğinizde direğe bağlı bir sele yada tekerlek bulabilirsiniz. Bu nedenle dikkatinizi çekeceği gibi bisikletler genelde çok eskidir ve şehir düz olduğu için vitesli bisiklete ihtiyaç duyulmadığından basittir. Bisiklet yollarına yaya iken dikkat edin, hızlı bisiklet kullanıyorlar ve yola çıkılmasından hiç hoşlanmıyorlar. Şehirde 400 km’den fazla bisiklet yolu ve 600.000’nin üzerinde bisiklet var.

Museumplein” olarak bilinen meydan Amsterdam’ın müzelerinin ağırlıklı olarak bulunduğu bölge. Çim kaplı orta büyüklükteki bu parkın etrafında 4 önemli müze bulunuyor. Bu meydan aynı zamanda halkın rahatlama mekanlarından birisi. İş çıkışı burda biraz zaman geçirilerek eve giden oldukça çok. Siz de burada mola verip belki çimler üzerine uzanarak birşeyler içerek dinlenerek yolunuza devam edebilirsiniz. Bu meydana bakan “Van Gogh Museum” mutlaka görülmesi gereken yerler arasında (Fan Hoh diye sorun adres sorarsanız) (10 euro) Tüm Van Gogh eserlerini göreceğiniz bu müze en büyük değil ama Amsterdam’ın belki de en önemli müzesi ve bize göre mutlaka görülmeli. Ayırmanız gereken süre ise yaklaşık 1.5 saat olmalı.

Çıkışta tam karşıda “Coster Diamond Museum” var. Girişi ücretsiz olduğu bu müzede (kapanış 17:00) bir pırlantanın işleniş aşamalarını izleyebilir, isterseniz alış-veriş de yapabilirsiniz. Yine “Van Gogh Museum”un karşısında “House of Bols” adında bir yer var. Bu aralar burası çok revaçta bu mekanda bir giriş ücreti ödüyorsunuz ve dünyada aklınıza gelebilecek her türlü kokteylin tadına bakabiliyorsunuz. Bu meydana bakan Amsterdam’ın en büyük müzesi “Rijksmuseum” gezilebilir. Rijksmuseum çok büyük bir müzedir yarım gününüzü bu müzeye ayırın ya da çok meraklı değilseniz bu müzenin bahçesinde ünlü “Amsterdam letter” olarak bilinen “I am’sterdam” yazısı önünde bir fotoğraf çekip pas geçin. Bu meydana bakan son müzenin adı da “Stedelijk Museum” burası da özellikle Contemporary Art alanında önemli bir müze. Böylelikle “Museumplein” ve çevresini bitirmiş oluyorsunuz.

Buraya çok yakında yer alan “Vondelpark”a bu bölgedeyken mutlaka uğrayın ve her Amsterdam’lı gibi güzel vakit geçirin ve biraz dinlenin. Oraya gidince herkesin çimlerde bira içtiğini görünce canınız isteyebilir ama orada bira satılmaz siz de onlar gibi yanınızda götürün. Bu park özellikle gençlerin ve özellikle iş çıkışı buluştukları çok büyük bir parktır. Evine ya da işine giden birçok kişi bisikleti ile buradan geçmeyi tercih eder. “Vondelpark”ın “Leidsplein”a yakın tarafından çıkarak “Leidsestraat” boyunca bu güzel caddede yürüyün. Bu cadde üzerinde “Maoz” adlı felafelcide bir felafel yiyebilirsiniz Ortadoğu ülkelerinin yemeği olan felafel’i denemediyseniz tam zamanı ya da tam karşısındaki “Walk to Wok” noodle zincirinde öğlen birşeyler atıştırabilirsiniz. Biraz daha yürürseniz “Keizergracht” ile olan köşesinde “Beagle & Beans” de güzel bir bagel yiyebilrsiniz. Bu mekanın hemen karşısındaki “METZ” mağazası görülmeye bence değmez ama mağaza meraklıları girebilir üst katındaki cafeden şehrin manzarası fena değildir ama cafe de ucuz değildir.

Bir üstteki kanal olan “Herengracht” dan sağa dönerseniz “Golden Blend” e ulaşırsınız. Amsterdam’ın altın yüzyılında kanalın bu kısmına en zengin ailelerin ev yaptırmaları sonucunda kanalın en güzel evlerinin toplandığı bir bölge oluşmuş. 475, 476 ve 495 nolu evler Fransız tarzında ve en dikkat çekici olanlardır. Bir üstteki sokakta ise sizi ünlü “Çiçek Pazarı” (Bloomenmarket) bekliyor. Her gün ve tüm gün açık olan çiçek pazarı laleler, çiçek soğanları, hediyelik eşyalar, tahta ayakkabılar ile ilgi çekici. Mazhar’ın “sana sarı laleler aldım çiçek pazarından” dizeleri burası için yazıldı. Çiçek pazarından çıkıp Singelden sola doğru çıkarsanız “Spui” meydanına varırsınız. Burası cafelerle dolu özellikle üniversite gençliğinin mekan tuttuğu bir meydandır. Bu bölgede görülmesi gereken yerlerden biri olan “Beginjhof” ‘u görmelisiniz. Küçük bahçeli evlerle çevrili huzurlu bir site olarak tanımlanabilir. Bir zamanlar sadece rahibelerin kaldığı ortasında bir avlu bulunan bu yerleşim yerinin kendi kilisesi ve şapeli olması ilginç. Rahibeler burada kalmanın karşılığında gençlerin eğitim işleri ile uğraşırlarmış. Buradaki 34 numaralı siyah ev Amsterdam’ın en eski evi olarak kabul ediliyor.  Şu anda da yalnız bayanlara tahsis edilmiş ama rahibe olma şartı aranmıyor. Buraya giriş ücretsiz ancak girişi ufak tahta bir kapıdandır dikkatli olmazsanız kaçırırsınız.

Biraz önceki felafel önerisi cazip gelmedi ise bu sefer “Pannenkoekenhuis Upstairs” de bir pankek yiyin (Grimburgwal no:2) çeşitler 7,50 euronun altında. “Beginjhof” un hemen yanında bulunan “Amsterdam Historich Museum” kanallar üzerine şehrin nasıl kurulduğunu anlamak ve şehrin yakın geçmişini daha iyi çözmek için bizce görülmeli (7,5 euro civarı). Buradan çıkışta ünlü alışveriş caddesi “Kalverstraat”a çıkın ve yukarı doğru vitrinlere bakarak yürüyün ve “Dam”a geçin. Dam bölgesi Amstel nehri üzerine yapılan ilk setten adını alıyor ve aynı zamanda şehirin ismi de buradan geliyor; Amstel Dam. Burası sembolik olarak şehrin merkezi sayılır. Burası her türlü kutlama ve etkinliğe ev sahipliği yapar. Bu meydana bakan “Madamme Tussaud” Mumya Müzesi ilgilenenlerin gezmesi gereken bir yer ancak giriş 22 euro.  Buradan yine meydana bakan ara sokakta olan “Magna Plaza” mağazası görülmeli çünkü bu bina esasen şehrin eski postane binası. Şu anda bir alışveriş merkezi olarak kullanılan ilk açıldığı tarihte “bir postane binasının neden bu kadar gösterişli olduğu” tartışma konusu olmuş. Alışveriş niyetiniz olmasa da binanın içini görmek için gezilmeli. Biraz alışverişten sonra “Koninklijk Palace” sizleri bekliyor olacak. Eski Belediye Sarayı olan bu binanın içi ve dışı devrin büyük sanatçıları tarafından süslenmiş. 1808’de Kraliyet Sarayı’na çevrilen yapı halen aynı şekilde kullanılmaktadır ancak Kraliyet ailesi burada değil “Den Haag” da yaşıyor. Binanın süslemeleri şehrin denizcilik geçmişine göndermeler yapar. Giriş ücretsiz olmasına karşın randevu ile ve rehberli olarak gezilebiliyor.

Saray’a girmediyseniz ya da gezmeniz bittiyse “Niuve Kerk” çok yakınızda. Adı üstünde “Yeni Kilise” ama adının yeni olmasına bakmayın burası bir 14.yy yapısı. Adının yeni olmasının nedeni “Eski Kilise” (Oude Kerk)den sonra yapılmış olması. Sarayın yanında ama saraydan sonra inşaa edilmiştir. Genellikle içerisinde sergiler olur sergi varsa ücretli yoksa ücretsizdir.

Çiçek Pazarı

Çiçek Pazarı

Yine tarihi bir bina olan “Bijenkorf Store” mağazası şehrin en prestijli mağazası ve “National Monument”ın tam karşısında yer alır. Alış veriş için sıkı bir bütçe ayırmadıysanız çok vakit kaybetmeyin bizim gibi kafanızı şööölee bi uzatın bakın yeter. Türkiye gibi AVM cenneti bir ülkeden gelenlerin ilgisini çekmeyecektir.

Amsterdam’daki “at nalı” şeklinde birbirinin içerisine geçen 4 kanaldan en içte olanı olan “Singel” kanalı üzerinden karşıya geçin (diğerleri Keizergracht, Herengracht ve Prinsengracht) Buradan anlaşılacağı gibi “gracht” demek kanal demek !! Sırada “Wester Kerk” var; Prinsengracht 281 numarada de yer alan kilise şehrin 1620 yılında inşaa edilen ilk protestan kilisesi. Rembrandt’ın bu kilisede gömülü olduğu söylenir ama içeride mezar veya lahit tarzı birşey aramayın. Vaktiniz varsa mutlaka 7.5 tonluk Çan ve 200 kg’lık Tokmağa sahip “Westerkerk”i (kerk =kilise) görüp 85 m yükseklikteki kulesine çıkın.  Amsterdam’ı yukarıdan seyredebileceğiniz bu kuleye çıkışa (6 euro) randevulu olarak 6’lı gruplar için izin veriliyor. Bireysel çıkış yok ama adınızı yazdırarak bir gruba dahil olabiliyorsunuz.

Kiliseden “Prinsengracht” 267 nolu eve doğru giderseniz burada “Anne Frank Huis” (Huis=ev) ile karşılaşırsınız. Bir Amsterdam gezi rehberi aldığınızda en önemli yer olarak genelde burası verilir. Yahudi bir ailenin kızı olan “Anne” ailesi ile birlikte soykırım zamanında ihbar edilip yakalanıncaya kadar bu evde 8 kişi ile birlikte saklanarak 2 yıl geçirmiş. Küçük kız tuttuğu günlüğe yakalanıncaya kadar buradaki hayatını yazmış. Soykırımda sadece baba hayatta kamış diğerleri toplama kampında ölmüş. Babanın günlükleri basması ile bu hikaye ve aile duyulmuş. Konu çok ilginizi çekmese bile burası adeta bir müzecilik sanatı dersidir kesinlikle görmelisiniz. Kapısında genellikle uzun kuyruklar olur bu yüzden sabah ziyaret daha kolaydır. “Prinsengracht” dan aşağıya doğru inerseniz 296 numaranın karşısında “Woden Boat Museum”a ulaşırsınız. 1950’lerde yaşanan konut bunalımı sonrası ortaya çıkan ve şu anda sayısı 2.500 civarı olan tekne evlerden birinin içini gezme fırsatını burada bulabilirsiniz. Çoğu “Amstel” ve “Prinsengracht” üzerinde olan bu yüzer evlerin içerisindeki hayatın nasıl olduğunu, nerde yemek yapıldığı nasıl uyunduğunu ve benzeri bilgileri buradan alabilirsiniz. Giriş 3 euro ve içeride türkçe föy veriliyor.

Amsterdam’ın pazar yerleri çok önemlidir ve Amsterdam ile özdeşleşmiştir. Bu güzel şehrin havasını koklayabilmek için mutlaka pazar yerlerini gezin. Devamında “Red Light District” bölgesindeki “Noodermarkt” pazarını gezebilirsiniz. Burada cumartesi sabahları “çiftçi pazarı” kurulur. El yapımı ürünler ekmek ve peynir alabilirsiniz. Aynı yerde pazar günleri bit pazarı kurulur. “Waterlooplein” daki bit pazarını da (flea market) kaçırmayın. Burası kentin en eski bit pazarıdır ve nadir bir şekilde burada pazarlık yapılabilir. Burada kullanılmış ve yeni eşyalar, bazı ufak antikalar bulunabilir ve pazartesi-cumartesi arası açıktır. “Spui” meydanında pazar sabahları “Art Market” kurulur. Kaliteli ama ucuz olmayan tablolar ve benzeri objeler satın alınabilir. Pazar günleri 10:30 – 18:00 arasında kanal ile ”Rembrandtplein” arasında da “Thorbeckeplein Sanat Pazarı” kurulur. Burası çağdaş sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapar.

Amsterdam’da bir gecenizi kültür şoku içerisinde geçirmek için rotanız “Red Light District” olmalı. Amsterdam’lıların arasında ismi “Wallen” ya da “Walletjes” yani duvarlar ya da küçük duvarlar. Burası şehrin seks merkezi ve bölge 350 adet kırmızı ışık ile aydınlatılmış penceresi bulunan evlerle ünlü.  Pencerelerde çıplak olmayan genelde iç çamaşırlı kadınlar müşterilerini evin içine çekmeye çalışıyorlar. Ancak enteresan olan buradaki pencerelerin tümünün profesyonel olmayışı. Pencereler Amsterdam halkı tarafından günlük para kazanma amaçlı da kiralanabiliyor ve kiralamak için gerekli telefonlar pencerelerde bulunuyor. 12 saatlik kira pencerenin yerine göre değişmekle beraber 100-150 euro civarıymış. İçeri girerseniz maliyeti 50 eurodan başlıyor. Mavi ışıklı pencereler ise transeksüellere ait ona göre 🙂 Bu anlatılanlara göre çok sakat bir bölge gibi algılanabilir ama esasen oldukça emniyetli bir bölge. Emniyet çok sayıda sivil polis ve kameralar ile sağlanıyor. Bazı rehber kitaplar sabaha karşı çok geç saatlerde tek geçilmemesini öneriyor o kadar. Önemli bir konu bu bölgede fotoğraf çekmek yasak. Sizi fotoğraf çekerken gören bir çalışan elinizdeki makinayı alıp kanala atmak konusunda tereddüt etmeyecektir. Kameralar da bunu takip ediyor.

Beginjhof

Beginjhof

Bu bölgenin hemen sırt komşusu “China Town” ama diğer şehirlerdeki China Town’lar gibi çok karakteristik değil daha çok çin lokantaları ve budist tapınağı “He Hua Temple” dikkat çekiyor. Geceyi bu bölgede geçiriyorsanız ilginç bir müze olan “Sex Museum” (2.5 euro) gezilebilir. Erotic Museum ile karıştırmayın Erotic Museum daha basit olmasına rağmen daha pahalı. İsterseniz “Casa Rosso” da sex show izleyebilirsiniz (30-45 euro) Geç oldu artık otelinize gidin.

Kanal turu yapmak isterseniz otelinizden “Kanal turu” için “Holland International” firmasının turunu satın alın (11 euro 1 saat sürüyor, Prins Hendrikkade 33A) ya da “Canal Bus” firmasından (14 duraklı “hop on- hop off” tur satın alabilirsiniz. Bu turu satın aldığınızda 14 duraktan istediğinizde inip kaldığınız yerden 15 dk da bir gelen diğer tekneyle devam edebilirsiniz. Bu tur ise 18 euro ertesi gün saat öğlen 12.00 ye kadar aldığınız bilet geçerli (Westeringschans 26) Damrak 34 numarada bulunan “Tours and Tickets” firması da 13 euro’ya 1 saatlik turlar satıyor ve tekneler ofisin tam karşısından kalkıyor (13 euro).

Hollanda’ya kadar geldik ama bir yel değirmeni bile görmedik diyorsanız yel değirmenleri en yakın şehir dışı bölge olan “Zaanse Schans” da (tren ile 30 dakika) ama sadece 1 tanesi yeterse şehir içinde bir tane var “Zeeburgerstraat” ile “Sarphatistraat” kesişim yerinde bir tane var ve buraya 10 numaralı tram ile gidebilirsiniz.

Bilim müzesi “Nemo” geziye değer (11 euro) yine buranın yakınında “Scheepvaartmuseum” (9 euro) gemicilik müzesi de görülebilir. Buraya kadar anlatılan yerler ağırlıklı olarak turistik merkezler ama Amsterdam’lı “Jordaan” dedikleri semti çok seviyor ve burada çok zaman geçiriyor bu nedenle bir gününüzün tamamını bu semtte geçirin hem gecesi hem gündüzü çok güzel tarif edecek özel bir yer yok vurun kendinizi yollara. Ya da en yakın kitapçıdan burayı anlatan “9 straat” (9 cadde) adıyla satılan haritalardan alın ve “Berenstraat”, “Bloemstraat” ve “Herenstraat” ı merkez alarak “9 straat” bölgesini gezin. Bu bölge şehrin yukarıda sayılan en önemli 3 kanalını kesen 9 straat’ın olduğu bölgeyi gösteriyor Extreme olarak Gay malzemeleri, gay sinemalarının olduğu gaylerin de daha sık olduğu bir bölge görmek isterseniz; “Warmoestraat” da gezin. Ama gay diyince ortalıkta dolaşan Fatih Ürek’ler aramayın herkes normal tipinde kılığında.

Amsterdam'da nerede kalınır

Önemli bir konu merkezi bir yerde otel rezervasyonu yapın. Oteliniz merkezi bir yerde olursa geç vakitlere kadar gezebilir ve sadece yürüme ile yada sadece tramvay ile halledebilirsiniz. Otellerin odasının küçük olması Amsterdam için ortak bir özelliktir hatırlatmakta fayda var. Amsterdam evleri gibi otelleri de dar odalardan oluşur kanal üzerindeki otellerde kalıyorsanız otelde fare olması otelin kötü olduğu anlamına gelmez fare Amsterdam kanal evleri ve otelleri için normal bir olgudur o kadar ki; öldürmek yasaktır böyle bir durumda belediyeyi ararsınız onlar gelir alırlar

Amsterdam da Ulaşım

Havaalanından şehire daha doğrusu otelinize en kolay ulaşım “Conexxion” adlı shuttle firması ile olabiliyor. Bu firmanın transfer ücreti tek yön 12.5 dönüşle birlikte 25 euro ve Havaalanında standları bulunuyor.

Havaalanından şehir merkezine (Central Station) tramvay ile 3.60 euro ya gidebilirsiniz. Taksiyi seçecekseniz yaklaşık ücret 40 euro.

Burada bilet için otomatlar var bileti onlardan almanız gerekiyor makinalar para kabul etmiyor sadece kredi kartı !! yanınızda kredi kartı bulundurun (ya da bozuk para euro vererek sizin için önünüzdeki kişinin almasını rica edin) Central İstasyondan (dışında) şehrin tüm bölgelerine tram mevcut.

Amsterdamlılar için bisiklet ve tramvay turistler için yürüyerek sağlanıyor ama Tramvay da en azından otele dönerken gerekiyor. Tram’lar 1,60 euro ya da transferli 2,60 euro. Eğer ayrıca bir biletçi yoksa makinist tarafından içeride para ile satılıyor. Eğer içeride biletçi yoksa arka kapıdan binip hiç para vermemeniz de mümkün (cezası 40 euro). Şehirde metro da var ama hiç gerek kalmıyor, pek kullanan da yok. Tram sistemi çok daha kolay ve işlevsel kalıyor. Taksi pahalıdır bu nedenle uzak durun ayrıca taksicilerin çoğu Türk’tür. 3-4 günden fazla kalacaksanız Amsterdam’dan Brüksel, Paris, Brugge’e hızlı tren ile ulaşabilirsiniz. Bu amaçla Belçika Tren Sistemi’nden yada Thalys trenlerinden online için bilet alabilirsiniz.

Amsterdam da Yemek

Popüler bir yerde Akşam yemeği için önereceğimiz yere gündüzden telefon ederek ya da giderek rezervasyon yaptırmanız gerekir. “Pasta Di Basta” (Nieuwe Spiegelstraat no:8, tel: 4222226) burası belki Amsterdam’ın en iyi İtalyan restoranı değil ama bir özeliği ile öne çıkıyor. Burada servis yapan garsonlar operadan güncel parçalara kadar şarkı söyleyerek servis yapıyorlar. (3 çeşit yemek kişi başı 35 euro) evet bu biraz pahalı oldu ama 1 gece öyle olsun değer bizce.

Oud Zuid” bölgesindeki tipik bir “Dutchrestaurantı olan “La Falote” özellikle tavsiye edeceğimiz bir yer. Sempatik bayan garsonları ve Şef Peter (eğer akordeonu da yanında ise daha iyi) size güzel bir akşam geçirteceklerdir. Daha ucuz olsun isterseniz 10 euroya menüleri var ama biraz uyduruk. Biz size mantarlı biftek ve çorba tavsiye ediyoruz (well-done, iyi pişmiş istemeyi unutmayın çiğ gelebilir normal pişirimi ) bira filan hepsi birlikte iki kişi 35 euro civarı (Roelof Hartstraat no: 26)

Keizergracht – Leidstraat köşesindeki (METZ’in tam karşısı) “Bagels & Beans” iyi bir öğle yemeği durağı (2 kişi içecek dahil 15 euro civarı) METZ’in üst katında manzarası güzel bir cafe var ama öğlen yemeği için biraz pahalı (çeşitler 15 euro civarı)

Zeedjik 113 numarada “Nam Kee” Çin Restaurantı (yakınındaki “Kam Kee” ile karıştırmayın !!) dışarıdan görünüş pek parlak değil ama Amsterdamlılar burayı iyi biliyor ve buraya geliyor siz de gidin (2 kişi 30 euronun altında) Sokağın sonundaki meydanda yeni bir şubesi açıldı ortam daha iyi.

Değişik yerlerde şubesi olan “Walk to Wok” noodle’ları ile rakipsiz (2 noodle 2 içecek 16 euro civarı)

“Rokin Straat” üzerinde külahda patates kızartması denenmeli. Herhangi bir cafede devamlı yedikleri ünlü çerezleri “bitter bolce” isteyin.

Yine bir zincir olan “Australian” dondurma ve cafe zincirinin (ayrıca el yapımı çikolata) dondurmasını hangi mevsimde olursanız olun deneyin!!) şubelerden en büyüğü “Leidsestraat” üzerinde.

Eğer yukarıda anlatılan bir coffe-shop’a gitmek isterseniz “BABA” güvenilir bir yer (orta birşey isteyin !!) heryerde şubesi var(3 euro)

Bizim denemediğimiz ama bize tavsiye edilenler:

  • Singel 404 (singel 404) sandviç ve meyve suyu
  • Casa di david (singel 426) İtalyan
  • Le pecheur (Reguliersdrwdstraat 32) balık restaurantı
  • Zuid Zeeland (herengracht 413) balık restaurantı
  • Brix cafe ( Woldenstraat 16) canlı jazz yapılan bir cafe
  • Vasso (spui meydanı) başarılı bir menü
  • Tomo (Reguliersdrwdstraat üzerinde) sushide 1 numara

Amsterdam da Alış-veriş

Tahta ayakkabı, çiçek soğanı (özellikle lale) ve şehri anımsatacak özellikle yel değirmeni figürlü hediyelikler alınabilecekler arasında (I amsterdam yazılı olanlar moda) Hediyelik eşya dükkanları her yerde ama en hesaplı olanları “Bloomenmark” çiçek pazarının içindekiler Birçok hediyelik eşyada 3 adet çarpı (XXX) işareti göreceksiniz, bu işaret şehrin simgesidir ve 3 korkulan şey olan : “veba, yangın ve sel” i temsil eder.

Hollanda’da gezdiğimiz diğer şehirler Marken, Volendam ve Zhanse Schanse yazılarımızı da okuyun.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN