Antony ve Kleopatra Aşkı
Mısır kraliçesi ile Romalı devlet adamı arasındaki destansı aşk, trajik Shakespeare oyununa ilham kaynağı olmuştur. Esasen bu Shakespeare’in bile daha iyisini yazamayacağı kadar destansı bir hikaye. Altın şehir İskenderiye’de, Mısır Kraliçesi VII. Kleopatra (MÖ 69-30), kendi yaptığı mozolede saklanırken, baş düşmanı Roma İmparatoru Octavian (sonradan Augustus olarak bilinecek) yaklaşmaktadır.

“Kleopatra yalnız değildir kollarında sevgilisi Romalı general ve devlet adamı Marcus Antonius (Antony) vardır. Antonius kendi kendine açtığı bıçak darbesiyle ölmektedir. Antonius yavaşça uzaklaşırken Kleopatra feryat eder, göğsünü döver ve kanını onun kanına bular. Genellikle kendine hakim olma konusunda usta olan Kleopatra, aklını kaybetmek üzeredir. Antonius, Kleopatra onu tutarken ölür. Kleopatra yakında onu mezara kadar takip edecektir”

Hadi hikayeyi detaylı okuyalım
Aşk hikâyeleri, 10 yıldan uzun bir süre önce, ikisi de gençliklerinin baharındayken başlamıştı. Kleopatra, müreffeh Mısır’ın ilahi Ptolemaios hükümdarıydı; zeki, tatlı dilli, çekici, bilgili ve Akdeniz’in en zengin kişisiydi. Politikacı ve asker Antonius ise Herkül’ün soyundan geldiği iddia edilen geniş omuzlu, kalın enseli, gülünç derecede yakışıklı, kalın bukleli saçlı ve kartal gibi yüz hatlarına sahip bir adamdı.
Gürültülü, neşeli, asabi ve şehvet düşkünü Antonius, Sezar‘ın gözdesiydi. Sezar’ın suikastının ardından Antonius, MÖ 43’te Marcus Aemilius Lepidus ve Sezar’ın yeğeni Octavian ile birlikte, genişleyen Roma Cumhuriyeti’ni yönetmek için huzursuz bir Üçlü Yönetim kurdu. Antonius, İmparatorluğun gürültülü Doğu topraklarının başına getirildi.
MÖ 41’de Antonius, günümüz Türkiye kıyılarına yakın muhteşem Tarsus şehrinde konaklarken Kleopatra’yı yanına çağırdı. Kleopatra ile ilk kez Roma’da, akıl hocası Sezar’ın genç metresiyken tanışmıştı. Sezar ile Kleopatra’nın ikilisinin Sezarion adında bir oğlu vardı. Bu konuyu daha önce anlatmıştık. Ancak Antonius, bu defa çok gelişmiş bir Kleopatra ile karşılaştı. Yunan yazar ve filozof Plutarkhos, Sezar’ın “onu daha genç bir kızken ve iş hayatında deneyimsizken tanıdığını” yazmıştı, ama bu defa Kleopatra en parlak güzelliğe sahip olduğu ve entelektüel gücün zirvesinde olduğu bir zamanda Antonius’u ziyaret ediyordu.

Antonius‘un gösterişe olan düşkünlüğünün ve Roma’nın onun zenginliklerine olan ilgisinin farkında olan Kleopatra, Antonius ve yandaşlarını hayrete düşürmek için Tarsus’a gösterilmiş bir giriş planladı.
Stacy Shiff Cleopatra: A Life adlı kitabında şöyle anlatır; “dalgalanan mor yelkenlerin altında bir renk patlaması ile şehre doğru yelken açtı. Altın pullu bir gölgeliğin altında, resimdeki Venüs gibi giyinmiş, uzanmış yatıyordu. Resimli aşk tanrıları gibi güzel genç oğlanlar da yanlarında durup onu yelpazeliyorlardı. En güzel hizmetçileri de deniz perileri gibi giyinmişlerdi. Bazıları dümeni yönetiyor, bazıları halatlarla uğraşıyordu. Sayısız tütsü sunusundan gelen harika kokular nehir kıyılarına yayılıyordu”.
Gösteriş işe yaradı. Yunan tarihçi Appianus, “Antonius onu gördüğü anda genç bir adam gibi ona aşık oldu” diye yazmıştı. Kleopatra’nın işi bitmemişti; Romalılar için abartılı partiler ve yemekler düzenliyor, eğlencelerdeki mobilyalar, mücevherler ve süsler ile zenginliğini sergiliyordu. İhtişam ve zarafet konusunda onu geçmeyi hedefleyen Antonius ile içki içip atışıyordu; Antonius ise kendi partilerini veriyordu ama bu partiler asla onunkine yetişemiyordu.

Aralarındaki çekim gerçek gibi görünse de, aynı zamanda politik açıdan da akıllıcaydı ve eldeki meselelerle iyi uyum sağladığı düşünülüyordu. Schiff’in belirttiği gibi, Antonius’un Doğu’daki askeri çabalarını finanse etmesi için Kleopatra’ya ihtiyacı vardı. Kleopatra’nın da gücünü genişletmesi ve Sezar‘ın gerçek varisi olan oğlu Sezarion‘un haklarını savunması için Antonius’a ihtiyacı vardı.
Antonius, kısa süre sonra Kleopatra’yı takip ederek Kraliçeleri döneminde sanatsal, kültürel ve akademik bir rönesans yaşayan İskenderiye’ye gitti. İki güçlü hükümdar, genellikle üniversite öğrencileri gibi davranıyorlardı. Plutarkhos, “ölçülemeyecek veya inanılmaz bir savurganlıkla her gün sırayla birbirlerini ağırlıyorlardı” diye anlatır.
Antonius, zaferlerini anlatmak için kısa süre sonra Roma’ya gitti. Onun yokluğunda Kleopatra, ikizleri Alexander Helios ve Kleopatra Selene‘yi doğurdu. Aynı yıl Antonius, bir başka zeki dinamo olan Octavianus’un kız kardeşi Octavia ile evlendi. Yeni evliliğinden memnun görünen Antonius ve Kleopatra, üç buçuk yıl boyunca görüşmediler; ta ki sevgililer MÖ 37’de Suriye’nin başkenti Antakya‘da yeniden bir araya gelene kadar.

İkili, kaldıkları yerden devam etti ve hatta yüzlerinin kazındığı paralar bastılar. Antonius, Antakya’da ikizleriyle ilk kez tanıştı ve annelerine geniş topraklar bağışladı. Schiff, “MS 37 itibarıyla Kleopatra, bugün Afrika’da bulunan Doğu Libya’dan, kuzeyde İsrail, Lübnan ve Suriye’den, güney Türkiye’ye kadar, Yahudiye’nin sadece küçük bir kısmı hariç, neredeyse tüm doğu Akdeniz kıyılarına hükmediyordu” diye yazmıştı.
Sonraki iki yıl boyunca, Antonius’un askeri ve idari başarıları onları Akdeniz’in dört bir yanına savururken, çift sık sık birlikte seyahat etti. Antonius’un askeri becerisinin zayıflamaya başladığı ve binlerce adamını kaybettiği dönem de bu dönemdi. Elbette, suçu Antonius’un aceleci ve inatçı kararlarına atmak yerine, Plutarkhos başarısızlıkların sorumlusu olarak Kleopatra’yı gösterdi. Kışı onunla geçirmek için o kadar hevesliydi ki, savaşa vaktinden önce başladı ve her şeyi karmakarışık bir şekilde idare etti. Kendi yeteneklerinin efendisi değildi, ama sanki bazı uyuşturucuların veya büyü ayinlerinin etkisi altındaymış gibi, sürekli ona doğru hevesle bakıyor ve düşmanı yenmekten çok, hızlı dönüşünü düşünüyordu.

Ancak Antonius’un talihi, Ermenistan Krallığı’nı başarıyla fethetmesiyle kısa bir süreliğine tersine döndü. MÖ 34 sonbaharında, zaferle İskenderiye’ye döndü ve Ermeni kraliyet ailesi zincirlerle teşhir edildi. Kleopatra ile yeniden bir araya gelen dünyanın en görkemli iki insanı, İskenderiye Bağışları olarak bilinen bir etkinlik düzenledi.
Schiff‘e göre; “O sonbahar günü, kompleksin açık avlusunda İskenderiyeliler, üzerinde iki devasa altın tahtın durduğu başka bir gümüş platform keşfettiler. Marcus Antonius bunlardan birinde oturuyordu. Ona Yeni İsis diye hitap ederek Kleopatra’yı diğerine katılmaya davet etti. Kleopatra, o tanrıçanın tüm ihtişamıyla, pileli, parlak çizgili, püsküllü kenarları ayak bileklerine kadar uzanan bir khitonla göründü. Başında geleneksel bir üçlü taç veya akbaba başlıklı kobra tacı takmış olabilir. Bir rivayete göre, Antonius altın işlemeli bir elbise ve yüksek Yunan çizmeleri giymiş, Dionysos kılığına girmişti. Kleopatra’nın çocukları çiftin ayaklarının dibindeki dört küçük tahtta oturuyordu. Antonius, boğuk sesiyle toplanan kalabalığa seslendi. Antonius, Octavian’ı kasıtlı olarak kışkırtmak için, kendi ve Kleopatra’nın çocuklarına toprak dağıttı ve böylece onların ailesinin Doğu hanedanı olduğunu açıkça ortaya koydu”
Octavian için bu, aşılması gereken bir engeldi. MÖ 33’te Üçlü Yönetim dağıldı. Ertesi yıl Antonius, Octavia’nın yolları ayrıldı. İki adam arasındaki tüm ortaklık ve dostluk sona erdi. Kısa bir süre sonra Octavian, Antonius’un gerçek ortağı Kleopatra’ya savaş ilan etti.
Kleopatra’nın tüm zenginliğine ve çiftin askeri yeteneklerine rağmen, Roma ordusuyla baş edemiyorlardı. Octavian ve birlikleri İskenderiye’ye yaklaşırken, sevgililer içki topluluklarına artık Ölümün Yoldaşları adını vermiş olsalar da, şatafatlı partilerine devam ettiler. Uzun süredir danışman olan kişiler ve Antonius’un ordusunun büyük bir kısmı firar etti. Antonius, Octavian’ın güçleriyle savaşırken, Kleopatra kendi Mozolesi olarak adlandırdığı yeni bir İsis tapınağı inşa etmekle meşguldü.
Schiff‘e göre; “Buraya mücevherler, sanat eserleri, altın sandıkları, kraliyet cübbeleri, tarçın ve tütsü stokları yığdı; bunlar onun için temel ihtiyaçlar, dünyanın geri kalanı içinse lüks şeylerdi. Bu zenginliklerle birlikte bol miktarda yakacak da gitti. Eğer o ortadan kaybolursa, Mısır hazinesi de onunla birlikte yok olacaktı. Bu düşünce Octavian için bir işkenceydi”

Kleopatra’nın, Antonius’un haberi olmadan, Octavianus ile gizlice pazarlık yaptığı da anlaşılıyor. İkisi arasında her zaman daha mantıklı ve stratejik olan Kleopatra, Antonius’un ölüme mahkûm olduğunu, ancak çocuklarının mahkûm olmayabileceğini şüphesiz anlamıştı. Antonius’un yakında onu takip edeceğini bildiği için, intihar ettiği haberini yaymıştı.
Plutarkhos‘a göre, Antonius eşinin ölüm haberini aldığında, şu ölümsüz sözleri söylemişti: “Ey Kleopatra, seni kaybettiğim için üzülmüyorum, çünkü hemen sana katılacağım; ama benim gibi büyük bir komutanın cesarette bir kadından daha aşağı bulunması beni üzüyor”
Antonius’un intihar girişiminin ardından Kleopatra’nın yaveri Antony’i Kleopatra’nın yanına götürdü. Kleopatra, neden olduklarını görünce kalbi kırıldı ama kararlıydı. Kleopatra, Antonius son nefesini verdikten sonra Octavian ile oğlu için pazarlık yapmaya çalışarak mücadeleye devam etti. Ancak oğlunun öldürüldüğünü Octavian’ın elinde oğluna verdiği yüzüyü görünce anladı, artık tüm umutlar tükenmişti. Kleopatra, Octavian’ın muhafızlarının yanında gizlice zehir içti. Bir fikre göre de içinde zehirli engerek olduğunu bildiği sepetten son defa incir yemek istedi. Octavian olanları fark edince, tapınağa baskın düzenlemeleri için asker gönderdi. Orada Kleopatra’yı ölü buldular; iki hizmetkarı Charmion ve Iras ise ölüm döşeğindeydi.

Schiff‘e göre; “Charmion, Kleopatra’nın alnındaki tacı beceriksizce düzeltmeye çalışıyordu. Octavian’ın adamlarından biri öfkeyle bağırdı: “Harika, Charmion!” Charmion’un bir söz söyleyecek kadar enerjisi vardı. Hanımını gururlandıracak bir sertlikle, “Gerçekten de çok güzel ve bu kadar çok kralın soyundan gelen birine yakışır,” demeyi başardı ve kraliçesinin yanına yığılıp kaldı”

Shakespeare’in Antony and Cleopatra adlı trajedisinde olaylar şöyle gerçekleşiyor: Kleopatra kendini öldüreceğini söylediği için, Antonius yaverine gidip onu öldürmesini ister. Yaveri ise buna dayanamayıp kendisini öldürür. Antonius da bu hareketten ve yaverinin sadıklığından etkilenip kendini öldürmeye çalışır ama tam başaramaz. Kleopatra’nın aslında kendini öldürmediğini duyunca yaralı hâlde ona gider ve onun kollarında ölür. Kleopatra da savaş sonrası aşağılamalara ve alçak muameleye dayanamayacağını bildiğinden bir engereğe kendini sokturur. Hatta ardından çiftimizin iki yardımcısı da aynı şekilde intihar eder. Yani, işte, kan gövdeyi götürür. Tüm bu cesetleri gören Octavius ise bir yandan kendini imparator ilan edip sevinirken diğer taraftan zavallı âşıkların yazgısına üzülür.

1963 yılı yapımı bu muhteşem filmi izlemek için tıklayın. 1963 yılı şartlarında nasıl yapıldığını anlamak zor. Bu arada film 4 saat haberiniz olsun. İlk 2 saat Sezar ve Kleopatra, sonraki 2 saat Antony ve Kleopatra dönemi ile ilgili
Kleopatra’nın ölümüyle Mısır, Roma İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. Sezar öldürülürken, Alexander Helios, Kleopatra Selene ve Ptolemy Philadelphus, Octavia tarafından büyütülmek üzere Roma’ya getirildi. Muzaffer kardeşi, bir zamanlar görkemli olan çiftin tüm izlerini sildi, ancak bir taviz verdi. Kleopatra’nın son isteğini yerine getirerek, Kleopatra ve Antonius’u yan yana gömdürdü.
Shakespeare’nin eserinden Elisabeth Taylor‘lı 1963 yapımı Cleopatra filmine kadar, aynı hikâye tekrar tekrar anlatıldı.