Abu Simbel Tapınağı ve taşınması
Nil Nehri’nin batı kıyısında, Sudan sınırına yakın kum tepeleri arasında yükselen Abu Simbel Tapınakları, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşan sessiz bir mucize gibidir. Mısır’ın en güneyindeki bu kadim topraklarda, firavunların gücü, mühendisliğin inceliği ve insan iradesinin zaferi aynı karede buluşur. Abu Simbel, Mısır’ın güneyinde ve Nil Nehri’nin kıyısında sağlam bir kaya uçurumuna oyulmuş olan antik bir tapınak kompleksidir. Alanı oluşturan iki tapınak II.Ramses’in hükümdarlık döneminde oluşturulmuştur.

Kompleksin oluşturulmasının yirmi yıl sürdüğü ve tapınakların tanrılar Ra-Horakty, Ptah ve tanrılaştırılmış II.Ramses (Büyük Tapınak) ve tanrıça Hathor ve Ramses’in en sevdiği karısı Kraliçe Nefertari’ye (Küçük Tapınak) adandığı kabul edilmektedir. Antik çağda kompleksin Abu Simbel olarak adlandırıldığı varsayılsa da, durum böyle değildir. İddiaya göre, İsviçreli kaşif Burckhardt 1813’te Abu Simbel adında bir çocuk tarafından o yerleşim yerine götürülmüş ve daha sonra orası onun adıyla anılmıştır.
Ancak, Burckhardt, büyük heykellerin boyunlarına kadar kumla gömülü olan yerleşim yerini ortaya çıkaramadı ve daha sonra bu deneyimini arkadaşı ve meslektaşı olan Giovanni Belzoni’ye anlattı. Abu Simbel’i 1817’de ilk kez ortaya çıkaran ve kazan (veya yağmalama) yapan kişinin Belzoni olduğu ve genç bir çocuk tarafından yerleşim yerine götürülen ve kompleksi onun adıyla ananın Burckhardt değil, muhtemelen kendisi olduğu düşünülüyor. Abu Simbel ile ilgili diğer hususlarda olduğu gibi (başladığı tarih gibi), hikayenin her iki versiyonunun da gerçeği yoruma açıktır ve bilinen tek şey, kompleksin orijinal adının, eğer belirli bir adı varsa, kaybolduğudur.

İki tapınak
Tapınak aslında iki bölümden oluşur: Büyük Tapınak, Ramses II’ye ve tanrılar Amon, Ra-Horakhti ve Ptah’a adanmıştır. Küçük Tapınak ise eşi Kraliçe Nefertari için yapılmış zarif bir şapeldir. Nefertari’nin yüz hatları, Ramses’in kendi heykelleriyle neredeyse eş büyüklüktedir — ki bu, Mısır tarihinde bir kraliçeye nadiren tanınmış bir onurdur. Büyük Tapınak, 30 metre yüksekliğinde ve 35 metre uzunluğundadır ve girişin iki yanında, her iki tarafta ikişer olmak üzere dört adet oturan dev heykel bulunur. Heykeller tahtındaki II.Ramses’i tasvir eder; her biri 20 metre uzunluğundadır.

Büyük Tapınak (Ramses Tapınağı)
Tapınağın devasa cephesinde, Ramses’in 20 metrelik heykelleri sanki gökyüzüne meydan okurcasına oturur. Güneş, her sabah bu taş yüzleri aydınlatırken, firavunun tanrılarla eşdeğer sayılan kudreti bir kez daha ölümsüzleşir.

Küçük Tapınak (Nefertati Tapınağı)
Bu devasa figürlerin altında, Ramses’in fethettiği düşmanları Nubyalıları, Libyalıları, Hititleri tasvir eden daha küçük heykeller vardır ve bunlar da gerçek boyutlarından daha büyüktür. Diğer heykeller, aile üyelerini ve çeşitli koruyucu tanrıları ile güç sembollerini temsil eder. Devasa heykellerin arasından, merkezi girişten geçilen tapınağın iç kısmı, Ramses ve Nefertari’nin tanrılara saygılarını gösteren oymalarla süslenmiştir.

Ramses’in Kadeş’teki büyük zaferi (modern bilim insanları tarafından bir Mısır zaferinden çok bir beraberlik olarak kabul edilir) ve Hypostyle Salon’un kuzey duvarı boyunca detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir. Savaş sırasındaki olayları gösteren bu oymalar ana tapınağın yakınında, 12 metre yüksekliğinde ve 28 metre uzunluğundaki Küçük Tapınak’ta bulunuyor. Bu tapınak aynı zamanda ön cephede, kapının her iki yanında üçer tane olmak üzere, Ramses ve kraliçesi Nefertari’yi (kralın dört heykeli ve kraliçenin iki heykeli) tasvir eden 10 metre yükseklikte devasa heykellerle süslenmiştir.
Kraliçenin prestiji, genellikle kadının Firavun’dan çok daha küçük ölçekte betimlenmesine rağmen Abu Simbel’de Nefertari’nin Ramses ile aynı boyutta betimlenmesinden açıkça görülür. Küçük Tapınak, eski Mısır tarihinde Akhenaton’un, kraliçesi Nefertiti’ye bir tapınak adamasından sonra ikinci kez bir hükümdarın karısına bir tapınak adaması bakımından da dikkat çekicidir. Bu tapınağın duvarları, tanrılara adaklar sunan Ramses ve Nefertari’nin görüntülerine ve tanrıça Hathor’un tasvirlerine adanmıştır.

Solda Büyük Tapınak, sağda Küçük Tapınak
Kutsal bir alan
Alan’ın konumu tapınağın inşa edilmeden uzun zaman önce Hathor için kutsal olarak kabul edilmiş. Ramses tarafından tam da bu nedenle dikkatlice seçildiği düşünülüyor. Her iki tapınakta da, Ramses diğer tanrılar arasında bir tanrı olarak kabul edilir ve zaten kutsal olan bir mahali seçmesi bu izlenimini halk arasında güçlendirmiş olabilir.

Tapınaklar doğuya doğru hizalanmıştır, Abu Simbel’in en büyüleyici yanlarından biri, yılın yalnızca iki gününde (21 Şubat ve 21 Ekim) gerçekleşen bir astronomik mucizedir: güneş ışığı, tapınağın en derin odasına kadar girer ve Ramses II’nin heykelini aydınlatır.
Burada, binlerce yıl öncesinin mühendisliğiyle gökyüzü arasında kurulmuş mistik bir denge vardır. Bu anı yakalamak için sabahın erken saatlerinde tapınağın önünde bekleyen ziyaretçiler, güneşin taşların üzerinde süzülüşünü sessiz bir hayranlıkla izler.
Tarihlerin, Ramses’in doğum günü ve taç giyme töreniyle uyumlu olduğu düşünülmektedir. Kutsal yapıların güneşin doğuş veya batışıyla ya da güneşin dönencelerindeki konumuyla hizalanması, antik dünya genelinde yaygındı. İrlanda’daki Newgrange ve İskoçya’daki Maeshowe’da en iyi bilinenlerdir. Ancak Büyük Tapınağın kutsal alanı , diğer alanlardan farklı olarak, diğerleri arasında duran tanrı Ptah’ın heykelinin hiçbir zaman aydınlatılmaması için dikkatlice konumlandırılmıştır. Ptah Mısır’ın yeraltı dünyasıyla ilişkilendirildiği için, onun tasviri sürekli karanlıkta tutulmuştur.

Bir Mühendislik Mucizesi: Tapınağın Taşınması
1960’larda Asvan Barajı’nın inşasıyla Nil Nehri’nin suları yükselince, Abu Simbel ve çevresindeki birçok antik anıt sular altında kalma tehlikesiyle karşılaştı. Bunun üzerine UNESCO, insanlık tarihinin en büyük kurtarma operasyonlarından birini başlattı.
Bu iki tapınak haricinde Philae Tapınağı gibi çevredeki yapılar da sular altında kalacaktı. Tapınak bölüm bölüm kesildi, yaklaşık 1000 devasa taş bloğa ayrıldı. Her blok numaralandırıldı, milimetrik ölçülerle 65 metre daha yukarıda ve 210 metre geriye yeniden birleştirildi.
Bu işlem, 1964’ten 1968’e kadar sürdü.

Bu girişim, UNESCO tarafından çok uluslu bir arkeolog ekibiyle 40 milyon ABD dolarının üzerinde bir maliyetle gerçekleşti. Bugün tapınağın bulunduğu konum, yapay bir dağ şeklinde yeniden düzenlenmiştir; dışarıdan bakıldığında orijinal halinden neredeyse ayırt edilemez. Bu büyük taşınma, yalnızca mühendislik başarısı değil, aynı zamanda kültürel mirasın korunması konusunda insanlığın ortak bir zaferi olarak tarihe geçti.

Her iki tapınağın da önceki gibi tam olarak aynı yönde yönlendirilmesine büyük özen gösterildi ve tapınakların kaya uçurumuna oyulmuş izlenimini vermek için yapay bir dağ inşa edildi. Oakes ve Gahlin’e göre: Çalışmalara başlamadan önce, tapınakları hızla yükselen suya karşı korumak için bir set duvarı inşa edilmesi gerekiyordu. Daha sonra tapınaklar bloklar halinde kesildi ve kesiklerin yeniden birleştirildiğinde en az göze çarpacakları yerlerde yapılmasına dikkat edildi.
İç duvarlar ve tavanlar, takviyeli beton bir destek çerçevesi ile asılmıştı. Tapınaklar yeniden birleştirildiğinde, bir çimento ve çöl kumu harcıyla birleşimler düzeltilmişti. Bu o kadar incelikli bir şekilde yapıldı ki, bugün birleşmelerin nerede yapıldığını görmek imkansız. Her iki tapınak da şimdi moloz ve kaya ile yapılmış bir yapay dağın içinde duruyor ve iki büyük beton kubbe tarafından destekleniyor.

Kompleksin orijinal alanını çevreleyen tüm küçük heykeller ve steller de taşındı ve tapınaklara karşılık gelen konumlarına yerleştirildi. Bunlar arasında Ramses’in düşmanlarını yenmesi, çeşitli tanrıları ve Ramses ile Kadeş Antlaşması’nı onaylayan Hitit prensesi Naptera arasındaki evliliği tasvir eden bir stel bulunmaktadır. Bu anıtlar arasında, kompleksi inşa eden işgücünü organize eden ustabaşı Asha-hebsed’in steli de yer almaktadır. Bu stel aynı zamanda Ramses’in kalıcı ihtişamının kalıcı bir vasiyeti olarak kompleksi nasıl inşa etmeye karar verdiğini ve eseri Asha-hebsed’e nasıl emanet ettiğini de anlatıyor. Bugün Abu Simbel, Giza Piramitlerinden sonra Mısır’da en çok ziyayret edilen antik yerdir ve hatta her yıl bölgeye gelen binlerce turisti desteklemek için kendi havaalanına sahiptir.
Abu Simbel, yalnızca bir arkeolojik alan değil; hem antik çağın hem de modern dünyanın mühendislik dehasını bir arada görebileceğiniz eşsiz bir yer. Nil’in suları altında kaybolmaktan kurtulan bu tapınak, adeta zamanın içinden süzülüp gelen bir mucize gibi karşınızda durur.