Güney Afrika

Anasayfa » Güney Afrika

Güney Afrika Cumhuriyeti

Gezimizin ilk ayağı biliyorsunuz Güney Afrika Cumhuriyeti ya da sıklıkla kullanılan adıyla Güney Afrika. Ülkenin sınır komşularını (kuzeyden saat yönünde ilerlendiğinde) Botsvana, Zimbabve, Mozambik, Swaziland ve Namibya oluştururken ülkenin güneydoğusunda Hint Okyanusu, güney ve güneybatısında Atlas Okyanusu bulunmakta. Bu ülkelerin haricinde Lesotho’da da tamamen Güney Afrika Cumhuriyeti toprakları içinde yer alan bir ülke olarak Güney Afrika ile tüm sınırlarını paylaşmakta.

 

Ülke, Orta Afrika Cumhuriyeti ile birlikte ülke isminde kıta ismi olan Afrika’yı ülkesinin adında kullanan iki ülkeden birisi. Geçmişte Roma İmparatorluğu’na bağlı bir eyalet olan ve günümüzde Tunus’un kurulu olduğu bölgelerde bulunan Afrika eyaleti için kullanılan Afrika daha sonraları Araplar tarafından da aslına sadık kalınarak Ifriqiya olarak adlandırılmış. O dönemler Libya olarak adlandırılan kıta zamanla Afrika olarak adlandırılmış.

55 milyon nüfusa sahip Güney Afrika’nın 3 başkenti bulunuyor; Yürütme alanında Pretoria, Yargı alanında Bloemfontein, Yasama alanında ise Cape Town başkenttir.

Afrika kelimesinin köken olarak nereden geldiği ve nasıl oluşturulduğu tam olarak belli olmasa da yerel kabilelerin kullanımından ortaya çıkan bir kelime olduğu ya da Fenike dilinde toz anlamına gelen afar kelimesinden türetildiği tahmin edilmekte.

Güney Afrika çok kültürlü bir ülke konumunda. Birçok kültüre sahip topluluklar iç içe yaşıyor olsa dahi geçmişte uygulanan ancak günümüzde geçerli olmayan politikaların bir sonucu olarak kendisini belli bir gruba üye hissetmekte ve bu farklı gruplar birbirinden ayrı alanlarda yaşamaktalar.

1991 yılına kadar Güney Afrika Cumhuriyeti anayasası toplumu dört büyük sınıfa ayırmaktaydı ve bu gruplar siyahlar, beyazlar, renkliler ve Asyalılar olarak adlandırılmaktaydı. Günümüzde söz konusu yasa maddesi anayasa da artık yer almasa da, birçok Güney Afrikalı kendisini bu gruptan birine üye olarak hissetmekte, devlet tarafından yapılan belli istatistiklerde de bu kategoriler hala kullanılmakta.

Ülke nüfusunun yaklaşık olarak %80,2’sini oluşturan siyahlar, Güney Afrika’da çoğunluğu oluşturmakta. Renkliler olarak adlandırılan grup %8,8 ile en kalabalık ikinci nüfusu oluştururken, beyazlar %8,4, Asyalılar ise %2,5 oranı ile diğer grupları oluşturmakta. Ülkede çoğunluğu oluşturan siyahlar ise yine kendi içerisinde farklı etnik gruplara ayrılmakta. Buna göre ülke genelinde Zulular, Xhosalar, Basotholar, Vendalar, Batsvanalar, Tsongalar, Svaziler ve Ndebeleler başta olmak üzere farklı etnik gruplar yaşamaktadır. Ayrıca ülke genelinde çoğu yasadışı bir şekilde Zimbabve’den gelen mülteciler yaşamakta.

Güney Afrika’da yaşayan beyazların çoğunluğunu bölgeye özellikle 17. yüzyıldan itibaren göç eden Hollandalı, Alman, Fransız ve İngiliz göçmenlerin neslinden gelen kişiler oluşturmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti bu özelliği ile Afrika kıtasında en çok Avrupa kökenli kişiyi barındıran ülke konumundadır. Ancak son yıllarda ülkede yaşayan beyazların oranında düşüş yaşanmaya başlamış, 1990’lı yıllardan itibaren bir milyona yakın beyaz Avrupalı ülkeyi terk etmiştir.

Renkliler olarak adlandırılan grubun üyeleri genellikle beyaz Avrupalılar ile yerliler veya kölelerin neslinden gelen melez topluluklardır. Bu tanımlama sömürge döneminde ten renginden dolayı kullanılmış bir kelime olarak dile yerleşmiştir.

Asya kökenli nüfusun çoğunluğu Hindistan’dan gelen topluluklar oluşturmakta. Bu kişiler özellikle 19. yüzyıl ortalarında sözleşmeli işçi olarak şeker kamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere ülkeye getirilmiştir. Hintlerin haricinde de Çin kökenli nüfusta ülkede yaşamaktadır.

Dil

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid döneminin (bunu farklı bir yazıda anlatacağım) sona ermesi ile birlikte resmi olarak on bir ulusal dil belirlenmiş. Buna göre İngilizce, Afrikaanca, Güney Ndebelece, Güney Sothoca, Kuzey Sothoca, Svatice, Tsongaca, Tswanaca, Vendaca, Xhosaca ve Zuluca. Bu kadar çok resmi dil özelliği ile Güney Afrika Cumhuriyeti dünya üzerinde Bolivya ve Hindistan’dan sonra en çok resmi dile sahip ülkelerden biri konumunda. Ülke nüfusun %60’ı yakını Afrikaanca dilini anadillerinden biri olarak kullanmakta. Özellikle beyazlar ve renkliler olarak sınıflanan gruplar arasında Afrikaanca önemli bir yer tutmakta. Bunun haricinde 2011 resmi verilerin göre nüfusun %22,7’si Zuluca, %16’sı Xhosaca dilini konuşurken İngilizce nüfusun sadece %9,6’sı tarafından anadili olarak konuşulmakta.

Ülke Afrika kıtasında Avrupa dili olmayan dillerin rahat bir şekilde konuşulduğu ve resmi dil olarak da kabul görülen ender ülkelerden biri konumunda.

Din

Ülke genelinde nüfusun %79,7’si Hristiyan dinine mensup. Burada Protestan mezhebine göre inancını yaşayanların oranı %36,6 olarak ifade edilirken, katolik mezhebine inananların oranı %7,1 düzeyinde. Diğer hristiyan mezheplerine göre inancını yaşayanların oranı ise %36 seviyesinde. 2001 verilerine göre ülkede İslamiyet dinine inananlar %1,5 ile düşük seviyede bulunmakta olup, müslümanlar Güney Afrika Cumhuriyeti’nde azınlıkta yer almakta. Güney Afrika’da nüfusun %2,3’ü diğer dinlere inandığını beyan ederken, %15’i herhangi bir dine inanmadığını, %1,5’i ise dini ile ilgili bilgi vermek istemediğini ifade ediyor.

Kısaca ülke tarihi

On beşinci asır öncesinde Avrupalılar için meçhul olan ülke, 1488’de Bartolomeu Dias’ın Ümit Burnunu geçmesi ile tanındı. Avrupalılar için yeni bir Hindistan yolu olan Ümit Burnu, stratejik bir önem kazandı. Güney Afrika hakkında tarihi bilgiler bu tarihten sonra başlar.

Avrupa ile Hindistan arasında seferler yapan İspanyol, Hollandalı, Portekizli ve İngiliz gemiciler için Güney Afrika sahilleri bir uğrak noktası olmuş. Hollandalı, Jan Von Riebeek isimli bir doktor, 1652 senesinde çalışmakta olduğu Hollanda-Doğu Hindistan Şirketi adına Güney Afrika sahilerindeki şimdiki Cape Town şehrinin bulunduğu Tavola Körfezinde, ticaret gemileri için depo ve levazım istasyonu kurmuş.

On yedinci yüzyılın ortasında kurulan bu ticari üs aynı yüzyılın sonlarında koloni (sömürge) haline getirilmiş. Bu ülke topraklarını sömürge yapmak isteyen İngilizler, Fransızların bölgeyi işgal etmelerini engellemek perdesi arkasında, bölgeyi işgal etmişler ve kendi sömürgeleri arasına katmışlar. Bu işgal, söz konusu Avrupa devletleri arasında 1815 senesinde yapılan bir anlaşma ile kabul edilmiş.

Avrupalıların buralarda ilk sömürge kurmaları esnasında yerli halka karşı yapılan ırk ayrımı politikası, 1807’de İngilizlerin çıkarttığı kanunla kaldırıldı. Fakat azınlıkta olan Boer adı verilen çiftçiler tarafından ırk ayrımı şiddetle tatbik etti. Bu kanunun kalkmaması karşısında Boerler, 1836’da sömürge topraklarından ayrılarak iç kısımlara doğru göç etti ve ırkçılıklarını buralarda sürdürdüler.

İngiltere sömürgesinden sırasıyla 1852 ve 1854 senesinde Orange ve Transvaal adı ile iç işlerinde bağımsız yeni iki sömürge kuruldu. İç kesimlere yerleşen Boerlerle İngilizler arasında ilk zamanlar mevcut olan ılımlılık, gün geçtikçe soğuk harbe ve nihayet iki Boer Devletinin İngiltere’ye savaş ilanı ile sıcak harbe dönüştü.

Sömürgeci İngiltere ile ırkçı Boerler arasındaki kanlı savaşlar, 1902 senesinde İngilizlerin kesin galibiyeti ile nihayet buldu. İngiltere buraları iç işlerinde bağımsız birer sömürge olarak ilan ve savaş tazminatı ödemeğe mahkum etti. İki İngiliz sömürgesine (Orange ve Transvaal) iki de Boer devleti katılınca (bunlar iç işlerinde bağımsız), Güney Afrika dört devletten müteşekkil bir federasyon oldu.

Birinci Dünya Savaşından sonra her geçen gün ağırlık kazanan ırkçılık, 1924’te başa geçen General Herzog’un zamanında çıkarılan kanunlarla meşru hale getirildi. General Herzog 1934 senesinde çıkarttığı kanunlarla zencilerin yurttaşlık ve siyasi haklarını ellerinden aldı. İkinci Dünya Savaşından sonra bu ırkçı politika şiddetini artırarak devam etti.

1948’de Dr. Molan’ın iktidara gelmesi ile mevcut ırkçı politika had safhaya vardı. Çeşitli dünya ülkelerinden yapılan baskılara rağmen, Güney Afrika Cumhuriyeti iktidarları, ırkçı politikadan vazgeçmediler. Ülke bu politikalarını terk etmemek pahasına Milletlerarası bazı teşkilatlardan ayrıldı. 1961’de ayrıldığı Commonwealth İngiliz Milletler Topluluğu teşkilatı da bunlardandı.

1968’de öğrencilerin düzenledikleri ırk ayırımına karşı gösterileri din yetkililerince de desteklendi. Bunun üzerine hükumet, askerleri en yeni silahlarla donattı. Güvenlik kuvvetlerini ve istihbarat teşkilatını kuvvetlendirdi. Böylece Afrika’daki diğer devletlere karşı da üstünlük sağlandı.

Güney Afrika 1969’da Birleşmiş Milletlerin Namibya’dan çekilmesi isteğini reddetti. Namibya, Güney Afrika Cumhuriyetinin fiilen bir eyaleti oldu. Irk ayrımını burada da uygulandı. Dünya devletleri arasında yalnız kalan Güney Afrika Cumhuriyeti, 1970’ten sonra Afrika Devletleri arasında taraftar kazanmak için bazıları ile ilişkiler kurmaya çalıştı.

1976’daki zenci hareketlerinde yüzlerce zenci öldürüldü. Devam eden baskı ve öldürmeler üzerine, BM Güvenlik Konseyi, Güney Afrika Cumhuriyetine silah satışını yasakladı (1977).

Ülkenin içerisine bulunduğu Apartheid dönemi boyunca uluslararası alanda dışlanan ve boykot edilen Güney Afrika Cumhuriyeti, bu süreçte 1977 yılında BM tarafından silah ambargosu ile birlikte birçok yaptırımına maruz kaldı. Ülkede bulunan birçok yatırımcı ülkeyi terk etti, yatırım yapmayı reddetti ya da bu ülke ile işbirliği yapılmasını engellendi. Sportif alanda da uluslararası organizasyonlardan men edilen Güney Afrika Cumhuriyeti, turizm de de söz konusu olumsuz etkileri yaşadı ve turist ziyaretlerinde büyük düşüşler yaşandı.

Milletlerarası ilişkileri hemen hemen kopma noktasına gelen yönetim, sert ırkçı yönetiminden tavizler vermeye başladı. Zencilere sendika kurma hakkı tanındı (1979).

1982’de Namibya’nın sömürgelikten kurtulmak için başlattığı hareket, ülkeyi yeniden karıştırdı. Sorgusuz, yargısız öldürmeler başladı. Yeni anayasa yapılarak başkanlık sistemine geçildi. Buna rağmen ülkedeki çatışmalar durmadı. Cumhurbaşkanı P.W. Botha, ülkesini milletlerarası yalnızlıktan kurtarmak için çeşitli ülkeleri ziyaret etti ve bunda başarı sağladı. Zenci çoğunluğun sesi, baskı ve zulümle susturulmuş komşu devletlere saldırılar başladı.

Cumhurbaşkanı Botha, lideri bulunduğu Ulusal Parti içinde meydana gelen muhalefetin de tesiriyle 1989 Ağustos’unda istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Yerine Frederik W de Klerk geçti. Eylül 1989 seçimlerinde seçme hakkı bulunmayan zenciler ülke çapında büyük grev yaptılar. Zencilere karşı yumuşama politikası uygulayan Cumhurbaşkanı de Klerk Şubat 1990’da meclisi açarken yaptığı konuşmada Afrika Milli Konseyi, Afrika Komünist Partisi ve 33 muhalefet örgütü hakkında bulunan yasağın kaldırıldığını açıkladı.

Ayrıca 1962’den beri hapiste bulunan zenci lider Nelson Mandela serbest bırakıldı (Nelson Mandela’yı ayrı bir yazıda yazacağım). Afrika Milli Konseyi 1991 senesi “İktidarın halka devredilmesi için eylem yılı” ilan etti. Aynı sene yapılan Afrika Milli Konseyi toplantısında Nelson Mandela başkanlığa seçildi.

Irk ayrımı politikasındaki bu yumuşama sebepiyle birçok ülke Güney Afrika’ya uyguladığı ekonomik müeyyideleri kaldırdı. Komşularıyla arasındaki gerginlik de yumuşadı. Zenciler arasındaki şiddet olayları zaman zaman önemli boyutlara ulaşmaktadır.

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti anayasa ile yönetilen bir cumhuriyettir. Günümüzde yürürlükte olan anayasa dönemin devlet başkanı Nelson Mandela tarafından 10 Aralık 1996 yılında imzalanmış ve 3 Şubat 1997 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Bu anayasanın kabulünden önce ülke Apartheid döneminin sona erdiği 1994 ile 1996 yılları arasında geçici bir anayasa oluşturulmuş ve bu süreçte de yeni ve kalıcı bir anayasanın oluşturulması yönünde çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Günümüzde Güney Afrika Cumhuriyeti birçok uluslararası organizasyonlarda üye olarak bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği, Uluslararası Para Fonu, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu, Dünya Ticaret Örgütü ülkenin üyeliğinin bulunduğu organizasyonlardan birkaç tanesidir. Ülke ayrıca Afrika kıtasının tek temsilcisi olarak G20 ile BRICS organizasyonlarında yer almaktadır.